Mutluluğun reçetesi

Günümüz dünyasında   insanoğlunun tatminkar bir yaşam sürmesi, hayata dair seçimlerinden ve bunların sonuçlarından hoşnut olması, sahip oldukları ve olamadıkları ile ilgili iç huzura ulaşması ne kadar zor! Gün geçmiyor ki yeni bir mutluluk reçetesi ortaya çıkmasın. “Mutlu olmanın en etkili 10 Yolu”   “Mutluluk Kuşun Kanadında” “Mutlu Çocuk Yetiştirme Sanatı” türünde kitaplar insanların mutluluk özlemleri ölçüsünde çok satılıyor. Mutluluğun reçetesi.

Mutluluk gerçekten on maddelik listelerde mi? Yoksa sayfalar dolusu vaatler içeren “çok satan” kitaplarda mı?

Hepimiz yaşarken farkında olmadığımız ancak üstünden belli bir zaman geçtikten sonra varlığını fark edebildiğimiz mutlu anılarımızı anlatırız. Çocukluğumuz, öğrencilik yıllarımız eğer emekli olduysak iş hayatımız ne kadar da güzel ve mutlu anılarla doludur. Halbuki o günleri yaşarken bize hiç de keyifli güzel ,sonradan anlatılası gelmemişti o zamanlar!

Acaba yaşarken anlaşılmayıp daha sonra fark edilen bir şey midir bu mutluluk? Neden mutlu zamanlar genellikle hep geçmiştedir?

AN’I YAŞAMAK…

Her hangi bir anı yaşarken farkındalığımızın o ana değil geçmiş veya geleceğe dönük olması yaşananlara dönük farkındalığımızı etkiliyor olabilir. Günlük hayatımızda karşılaştığımız sıradışı bir durumu; genellikle ya geçmiş yaşantılarımız üzerinden ya da gelecekte olası sonuçlarından yola çıkarak deneyimleme eğilimindeyizdir. Geçmiş veya geleceğe odaklanmak ise şimdiyi yaşamaya engel olur. Aslında dikkatimizi o ana ve yaşanan olaya, yargılamadan ve kabullenici bir bakışla verebilmek hem sorunların çözümünü kolaylaştırmak hem de yaşananların yarattığı mutluluk ve hazzı tam anlamıyla hissedebilmek için doğru bir yöntem olabilir. Bu konuda Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) olarak tanımlanan ve kökeni Budizm, Sufizm gibi evrensel felsefelere dayanan dikkati an’a odaklamaya yönelik bir bakış açısı, insanın yaşadıklarını zaman geçmeden doğru anlamlandırabilmesi, hayatın tadını anı yaşarken çıkarabilmesi için gerçekten yararlı olabilir. Tabii bunu internet ortamında dolaşan kıymeti kendinden menkul, klişe söylemlerle karıştırmamak kaydıyla!

Buna göre genellikle şimdiki an farkındalığımız düşük olduğunda, yerleşik korkularımız , güvensizliklerimiz olumsuz geçmiş deneyimlerimiz tarafından yönlendirilir ve otomatikleşmiş davranışlarımızdan dolayı sorun repertuarımıza bir yenisini daha ekleriz. Ya sorunu olduğundan daha büyük görür çözümsüzlük  yaşar ya da sorunun kaynağını dışarda arayarak “hep bizim başımıza geliyormuş” duygusuyla bahtsızlığımıza hayıflanırız.

Yaşanmamış geleceğe odaklanmak ise olan bitenden çok bunların uzun vadede yaratacağı “felaket senaryoları” nı düşünüp, abartılı ve yararsız tepkiler vermemize yol açar ki bunun da beraberinde yoğun bir mutsuzluk getirmesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek!

Peki ne yapalım da yaşadıklarımızın tadına daha çok varalım veya sonradan önemsiz bulacağımız şeyler için kendimizi daha az üzüp hırpalayalım. Kuşkusuz bunun tek bir reçetesi , sihirli formülü yok! Aslında hayatımızdaki sevinç, huzur ve keyif dolu an’ların farkına varıp, tadını çıkararak yaşamak, mutluluğu   elimizden kaçırdığımız bir uçan balon gibi değil de, yaşamımızın doğal bir parçası gibi görebilmenin reçetesi   kendimizde ve kendi düşünce, algı, duyumsama şeklimizde yapacağımız küçük değişikliklerde.

mutluluğun reçetesi
mutluluğun reçetesi

Mutluluğun reçetesi

İşte size  hayata ve getirdiklerine bakış açınızı değiştirebilecek ,uyguladığınızda fark yaratabilecek küçük öneriler:

  • Yaşadığınız An’a odaklanın: Her şeyin son hızda yaşandığı, tüketildiği günümüzde gördüğünüz , işittiğiniz, tattığınız ,hissettiğiniz  şeyleri daha yavaş daha sindirerek duyumsamaya çalışın. O An’ın ,durumun sizde yarattığı etkiyi fark etmeye çalışın mesela güzel bir yemeği bir çırpıda mideye indirmek yerine her bir lokmanın damağınızda bıraktığı lezzet izlerini, yürüyüş yaparken, araba kullanırken doğadaki renk ve yaşam ahengini fark edebilmek gibi.
  • Etiketlerinizden kurtulun: Yaşadıklarımız için hepimizin “iyi” “kötü” “güzel” “çirkin” gibi etiket ve yargıları mevcuttur. Bunlar tepkilerimizi otomatikleştirir, farkındalığımızı bloke eder. Böylece bir çok güzel şeyin farkına zaman geçince varırız. Etiketlerinizin farkına varıp kurtulmak yaşam kalitenizi arttırır. Alışkanlıklardan arınıp dünyaya yeni bir gözle bakmayı deneyin!
  • Kabul edin: Kabul; hayatın iniş ve çıkışlardan oluşan, iyisi ve kötüsü ile bizi biz yapan bir deneyimler bütünü olduğunu anlayıp, içimize sindirebilmektir. Kabul hem hoşa giden hem de gitmeyen deneyimlere karşı açık olmamızı, kazanmayı –kaybetmeyi benimsememizi, hatalar karşısında kendimize ve diğer kişilere karşı anlayışlı olmamızı sağ
  • Kendinizi sevin ve güvenin: Olduğunuzdan başka biri gibi davranmaya çalışmak üstünüze uymayan bir elbiseyi giymek gibidir. Hareketleriniz, yürüyüşünüz değişir, nasıl göründüğünüzü düşünür rahatsız olursunuz. Kendiniz olmak, olmadığınız bir şeye dönüşmeye uğraşmamak ve duygularınıza güvenmek hayatınızda önemli bir duygusal konfor alanı yaratır.
  • Yaptıklarınız ve yaşadıklarınızla, insanlık deneyimlerinin   bir parçası olduğunuzu hatırlayın: Yetersizlik veya başarısızlıklarımız, acılarımız ve şanssızlıklarımız sadece bize özgü değildir. Bizim yaşadıklarımızı dünya üzerinde pek çok insan yaşar. İnsan olmak belki de böylesi   pek çok ortak paydamızın olmasıdır. Yani başarısızlık, yetersizlik, acı çekme, komik duruma düşme, şanssızlık … vb durumlar insanlık halidir ve tam da bu sebeple kendinize ve başkalarına karşı daha anlayışlı olmanızı gerektirir. Başkaları kadar kendinizin de şefkate ihtiyacı olduğunu göz ardı etmeyin.

Psikolog İlknur Karabel

 

Blogger, Blog ve Marka ilişkisi

Herkese merhaba, son günlerde blogger, bloggerlık ve sahte ünvanlar konusunda sosyal medya, gazete ve hatta televizyon kanallarında gündeme gelen olaylar hakkında çok mesaj ve telefon aldım “Sen bir şey söylemeyecek misin?” diye. Çok işin içine girmek istemesem de bunları yazmayı bir blogger olarak bloggerlık adına gerekli gördüm.

Önce şuradan başlayalım mı? Blog nedir?

Nedir bu blog ve bloggerlık? Blog İngilizce web ve log kelimelerinin zaman içinde birleşip blog olarak kısaltılması ile meydana gelmiştir. Kelime anlamı içinde aslında, web’de tutulan log demek. Yani bir kişi istediği şeyleri istediği biçimde bir günlük gibi web’de bir platformda tutar. Bunu diğer insanlar ile paylaşır ya da paylaşmaz, eğer paylaşır ise bu blog tüm internete girenler tarafından okunur. Yazılanlar tabi ki kişinin kendini bağlar ancak yazılanlardan direk ya da dolaylı olarak sorumludur. Yazı istenir ise lisanslı ya da kaynağından izin alınmış veya kendine ait görseller ve videolar ile de desteklenebilir. Kişi sosyal medya kanallarının yaygınlaşması ile yazılarını kendi sosyal medya hesaplarından da paylaşarak okunmasını sağlar. Tüm bunları yapan kişiye de blogger denir.

Demek ki blogger ve blog olabilmesi bir yazı, blogger gerekli görür ise yazıyı destekleyen görsel ve video, bunların yayınlanacağı bir web sitesi olması gerekiyor. Yani teknik olarak takipçilerin ilgisini çekebilecek güzel bir fotoğraf altına yazılan 2 kelime ve bunun satın alınmış takipçiler ile sosyal medya platformlarından paylaşılması yeterli olmuyor. Bu takipçi satın alma konusunu olumsuz olarak kullanmadım, teknik detaylarını aşağıda vereceğim.

Blog çok farklı konularda tutulabilir, kişi uzmanlığı konusunda yazabilir, hobisi konusunda yazabilir, ihtiyaçları doğrultusunda yazabilir veya magazin konusunda yazabilir. Bu yazıyı okuduğunuz blog yani biradambirbebek.com tamamen ihtiyaçlar doğrultusunda çıkmış bir blog. Çok kişi biliyor aslında ama kısaca geçelim. İrem erken doğum riski ile hastane odasında yatarken, niye erken doğuyoruz? Prematüre nedir? Doğumdan sonra neler yapmak lazım? gibi bir çok soru vardı kafamda. Bunları araştırıyor, bir deftere yazıyordum. Bir arkadaşım Cesur internetteki ilk yemek sitelerinden birisi senin, internet ile iç içesin bu yazdıklarını bir blog ortamında toplasana dedi ve biradambirbebek.com hastane odasında Nazlı’dan önce doğdu.

Bir babanın bebek konusunda yazıyor olması sanırım enteresan geldi ki çok kısa sürede çok ünlü oldu blog. Türkiye’de blog kategorisinde verilen 3 ödül vardı, Turkcell Blog Ödülleri, Altın Örümcek Web Ödülleri ve Hürriyet Blog ödülleri. Bu ödüllerin tamamını aldık, hatta birinden 2 tane aldık. Çıkmadığımız gazete, dergi hatta televizyon kalmadı. Ödül halkın ya da jürinin takdiridir, ödül alınması onun en iyi olduğu en fazla okunduğu anlamına tabi ki gelmez ama üzerinizdeki sorumluluğu arttırır. Kendi yazdıklarımı topladığım bir yer olan blog, ödüller ile beraber binlerce kişinin okuduğu bir platform haline gelince yazdıklarınızı bir kez daha kontrol etmeniz gerekiyor.

Nazlı ile daha doğru bir iletişim kurabilmek için çok okudum, internetten bir çocuk gelişimi ve psikolojisi sertifika programı aldım. Yaşam koçluğu eğitimi aldım, ama bunları sadece kendim için kullandım.

Gel zaman git zaman bir baktım ki yılların bankacı ve finansçısı ben (11 sene profesyonel hayatta çalıştım) internet ve sosyal medya konusunda markalar ile iş yapar hatta danışmanlık verir hale geldim. Bu işi de doğru yapabilmek adına bu yaştan sonra o zaman sadece Kadir Has Üniversitesinde olan Yeni Medya ve Sosyal Medya sertifika programını tamamladım.

Blogun getirdiği popülarite ile çeşitli markalar ile işbirliği yaptım. Bu işbirlikleri bazen maddi kazanç ile, bazen yardım için, bazen de sosyal sorumluluk için oldu. Bu marka birlikteliklerini çoğu zaman blogger arkadaşlarım ile beraber yaptım, halen de yapıyorum.

Markalara karşı her zaman açık oldum, ne istediklerini doğru anlayıp doğru iş birliklerini onlara sundum.

Teknik detaylar

Blogger ve Instablogger; 

Bir blog sahibi sosyal medya platformlarında da aktif olabilir. Yani teknik olarak bir blogu olabilir, az ve ya çok okunuyor olabilir ama iyi fotoğraf çekip instagram’da çok takipçisi olabilir. Bloggerın iyi bir blogger olabilmesi ve blogun iyi bir blog olabilmesi için çok okunması gerekmiyor, onun özgün ve kaynak gösterilebilir olması en önemli nokta. Dolayısıyla instagramda çok takipçili iyi bir blogger olabilir ama içerik olmadan sadece sosyal medya kanallarından görsel paylaşım yapanları blogger olarak isimlendirmiyorum.

Takılınan bir kaç yanlış nokta Hit, Alexa, Google…

Sosyal medya hesaplarında takipçi arttırmak için reklam ve satın alma yöntemi blog için de geçerli. Çok takipçisi olan alakasız bir Facebook sayfasından blogtaki bir içeriğe alakasız ama ilgi çekecek bir başlık ile link reklamı verilebilir. Sonuç; bir bakmışsınız ki bloğun aylık hiti 500k. Bu hit artışı ve satın alınmış Alexa bannerı sizi geçici olarak Alexa sıralamasında da üst sıraya çıkarır. Buna Sosyal medya takipçi sayılarını da eklerseniz birliktelik gerçekleştirmek istediğiniz markanın karşısına harika bir tablo ile çıkabilirsiniz. Marka da saf ise bunu yer ve siz bu blog işinden güzel para kazanabilirsiniz. Bu verilerin doğruluğunun teyidi aslında o kadar kolay ki. Nasıl olduğunu burada yazmayacağım çünkü bu işten para kazanıyorumJ

Sosyal medyada takipçi satın almak;

İşte bana en çok gelen konu. Takipçi satın almak suç mudur? Etik midir? Fake takipçi nedir? 100k nasıl olurum? Sosyal medyada takipçi ya paylaştığınız organik içeriklerin yine organik olarak yayılması ile, ya satın alınarak ya da reklam verilerek kazanılır. Üç yöntem de etiktir ve hatta suç ta değildir. Öncelikle sosyal medya sahibi şahıs veya marka olarak ele alalım. Sonuç olarak gerek marka gerek şahıs olsun takipçi sayısını arttırmaktaki amaç paylaşımları daha fazla kişiye ulaştırmaktır.

Satın alma kısmını ayrıca ele alırsak satın alma nasıl oluyor teknik olarak anlatayım. Siz bir uygulama ya da oyun indirirken ya da bir uygulamayı sosyal medya hesabınıza bağlarken size bir onay mesajı çıkarır. Bu onay mesajında “ Bu uygulamaya onay vermen senin takipçilerine ulaşmamı, e-mail hesabını kaydetmemi hatta senin adına sayfa beğenip onaylamama izin verir” gibi maddeler içerebilir. Dolayısıyla bu onayı çok dikkatli okumak lazım. Sizin verdiğiniz onay ile kötü amaçlı kullanılabilen bir uygulamanın data havuzuna düşmüş olursunuz. Siz direkt ya da bir aracı vasıtası ile sosyal medya hesabınıza 1000 takipçi almak istediğinizde, data sahibi size bu havuzdan 1000 kişi gönderir. Siz ilk paylaşımı yaptığınızda “Ben bu adamı nereden takip ediyorum yahu” deyip bu takipçilerin %70-80 ini kaybedersiniz. Kalan benim için yeterli dersiniz. Bu havuzu daha kalabalık göstermek için data havuzu sahipleri buraya sahte instagram profilleri açarak da doldurur. Yani siz 1000 kişi istediğinizde 200-300 de fake yani boş hesap sahibi olursunuz. Takipçi sayınız fazla görünür ama bunlar ne like yapabilir ne de yorum. Instagram belirli aralıklar ile bu fake profilleri temizler.

Takipçi/beğeni/yorumun kendi içinde bir aritmetik oranı var, paylaşım ve teknik detayları yorumlayabilen bir marka bu tür hesaplar ile çalışmaz ama çoğu marka bunu maalesef yapamıyor.

Sahte ünvan ile kandırıldık mı?

Şu an gündemde olan konu nedir: Bir ünvan ile insanları kandırmak, hatta bu yolla marka ve 3.şahıslardan haksız kazanç elde edildiği iddia ediliyor. İki konu var burada etiklik ve suç. Yapılan etik midir? Eğer bu iddia gerçek ise bence etik değildir. İddianın suç olabilmesi için hakkında iddiada bulunulan kişiye savunma hakkı vermek gerekir. Eğer suç ise de herkes kendi düşüncesini istediği platformda kişilik haklarına hakaret etmemek kaydı ile (ki burada maalesef edildi, çok üzücü ve kötü şeyler okudum ve üzüldüm) dile getirebilir, dolandırıldığına inananlar bu haklarını kanun önünde dilerse arayabilir.

Sosyal medya kanallarında itibar ve kriz yönetimi;

Biz her konuda olduğu gibi bu konuda da yumurta kapıya dayanınca bir şey yapmaya kalkıyoruz ve her şeyi elimize ayağımıza dolaştırıyoruz. Nasıl hiç hastalanmasak da sağlık sigortası ödüyoruz, kaza yapmasak da kaskoya yıllık bir para ayırıyor isek. Sosyal medyada markamız var ise onun doğru şekilde yönetilmesi için belirli bir bütçe ayırmamız gerekiyor. Bu bütçeye doğru reklam harcamaları, doğru içerik üretimi, doğru birliktelikler ve son olarak doğru bir sosyal medya yönetimi giriyor. Tüm bunları iyi bir sosyal medya uzmanına teslim etmek sorumluluktan bence kurtarmıyor, konuya hakim olarak o yapılanları da kontrol etmek yine markaya kalıyor. Bunun içinde bir bilgi birikimine sahip olmak gerekiyor.

Tüm bunları doğru yaparsanız ilk krizde, yandım Allah kurtarın bizi, durumları olmuyor. Son yaşanan olayda sorumluluktan kaçmak için koca koca kişi ve markalardan o kadar yanlış, acemi açıklamalar okudum ki şaşırmamak elde değil.

Sonuç;

Blogger: Blogger, blogger sıfatı ile yaptığı paylaşımlarda bir otorite gibi davranmamalı, yazdıklarının ve paylaşımların sadece kendisini bağladığını düşünse de okuyucuları olumlu olumsuz etkileyebileceğini unutmamalı.

Takipçi ya da Okuyucu: İnternette aşırı bir bilgi kirliliği maalesef var. Beş dakikada artık bir internet sitesi açabilir, kopyala yapıştır ile onu dakikalar içinde sayısız doğru/yanlış içerikli bir platform haline dönüştürebilirsiniz. Sosyal medyanın da gücü ile bir bakmışsınız ki platform birkaç gün içinde binlerce kişinin girip okuduğu bir yer haline gelmiş. Okuyanların da bu içerikleri paylaşması ile doğru/yanlış bilgi çok kısa bir sürede inanılmaz büyük kitlelere ulaşabiliyor. Bloga bir kişinin günlüğü gözü ile bakmalı. O günlükte kişi yaşadıklarını, tecrübelerini paylaşıyor. Yanlış da olabilir, hata da yapmış olabilir. Bunları okur ya da paylaşırken lütfen bu gözle bakalım, içeriklerin doğruluğunu sorgulayalım.

Marka;

Marka açısından blogger çalışması kolay ve doğru bir mecra aslında. Bir gazete veya dergide bir içerik ya da reklam yayınladığınızda bunun kaç kişiye ulaştığını ne kadarının okunduğunu maalesef ölçemiyorsunuz. Ama online platformda bu çok kolay oluyor. Blogun okunma sayısı belli, sosyal medya takipçi sayıları ortada. Ama bir zahmet markaya da bunları sorgulamak ve sonrasında bu birlikteliği sağlamak düşüyor. Sonra ben kandırıldım maalesef olmuyor.

Dolayısı ile bir marka birliktelik kuracağı bloggerı seçerken dikkatli davranır ise harika sonuçlar elde edebilir.

Çocukla seyahat – Amsterdam (Bölüm 2)

Arası çok açılmış yazıların, söz bundan sonra bu kadar ara yok:) O zaman gelsin Amsterdam çocukla seyahat yazısının devamı.

Tropenmuseum, Van Gogh Müzesi, Rijksmuseum

Tropenmuseum Amsterdam’daki en büyük ve en eğlenceli müzelerden birisi. Müze ülkenin sömürgecilik tarihine adanmış ve bu kapsamda dünyanın birçok yerinden gelmiş eserler ile dolu. Giriş katında geçici sergiler var. Üst katlarda ise sabit eserler var. Hediyelik bölümü ‘de çok keyifli, biz 2 adet Afrika yerel çalgı aleti aldık mesela:)  Tropenmuseum Junior bölümünde 5-13 yaş aralığı çocuklar için sergi ve etkinlikler var.

 

Van Gogh Müzesi Nazlı’nın yine çok sevdiği bir mekan oldu. Okulda resim derslerinde kitapta gördüğü bir çok eseri orada canlı görmek çok heyecanlandırdı. Rijksmuseum diğerlerinden az farklı, neredeyse yaklaşık 1 gün ayırmanız lazım tam anlamıyla gezebilmek için.

Van Gogh müzesi
Van Gogh müzesi

Rijksmuseum ‘u bitirdikten sonra bir sandviç bir içecek alıp müzenin arkasındaki çimlere yayılıp açık havanın tadını mutlaka çıkarın.

img_1252

Vondelpark

İşte en güzel çocukla seyahat noktalarından birisi. Avrupanın en büyük ve en güzel parklarından birisi Vondelpark. Bisiklete binenler, piknik yapanlar, elinde kahvesi kitabını yudumlayanlar…Huzur sessizlik ve sakinlik arıyorsanız işte tam mekanı. Biz yürüyüş yapıp temiz havanın tadını çıkardık.

Çocukla seyahat Amsterdam
Çocukla seyahat Amsterdam

Pazarlar

İşte bizim en sevdiğimiz şey. Yurt dışında bir şehir gezmeye giderken önceden araştırdığım ilk şey pazarların yeri. Amsterdam bunun için tam cennet. Bit pazarı, organik pazar, yiyecek pazarı vs…

İşte bizim en sevdiklerimizden bazıları. Volendam peynir pazarı, Noordermarkt bit pazarı, Watelooplein bit pazarı (Pazar hariç her gün açık), Lindengracht Cumartesi Pazarı, Albert Cuypmarkt (En turistik olan, Pazar hariç her gün açıktır), Nieuwmark organik pazar.

Yapmadan dönmeyin

Amsterdam’da gezilecek yer bitmez. 1 sene içinde farklı seferler ile toplamda 20 günden fazla geçirdik bu şehirde, yarın hadi deseniz benim bavul hazır:)

Patates kızartması yemeden, kanal turu yapmadan, pazar gezmeden, Vondelpar’ta çimlere yayılmadan dönmeyin.

Sana ne ifade ettiğini #AnneneHiçSöyledinMi?

Annenizin size olan sevgisini siz de anne olunca gerçekten anlayabilirsiniz… Nestlé İyi Büyüsün İyi Yaşasın Anneler Günü video’sunu izleyerek, siz de annenize olan sevginizi https://www.facebook.com/iyibuyusuniyiyasasin adresinden paylaşabilirsiniz.

Ayrıntılı bilgi almak için www.iyibuyusuniyiyasasin.com adresini ziyaret edebilirsiniz. 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü kutlu olsun!

Anneler Günü geldi çattı… “Hep daha iyisi” diyerek bebeklerin ve annelerin isteklerine her zaman en iyi şekilde cevap veren, Türkiye’nin yeni bebek bezi ve ıslak havlu markası Sleepy, Unutkan Anneler’e teşekkür ederek onları unutmadığını gösterdi.

 

Bir zamanlar uyku kelimesini en sıcak kelime olarak tanımlayan, %50 indirimleri ve yeni sezon çantaları kaçırmayan, en son çıkan filmlere en önce giden, yemek keyfinden asla ödün vermeyen, küçük bir temizlikten sonra bile en az 3 saat dinlenen ve fönsüz dışarı adımını atmayan ama bir gün, dünyalarını değiştiren o büyük mutluluk ile birlikte dünyaları unutan tüm Unutkan Anneler’in Anneler Günü’nü büyük bir coşku ile kutladı.

Kendilerini çocuklarına adaya Unutkan Anneler’i unutmayan Sleepy, Anneler Günü için özel olarak hazırladığı ajandası ile de tüm annelerin kalbini çalmayı başardı. #unutkananneler hashtag’ini kullanarak Instagram ve Twitter sayfalarında paylaşımda bulunan ve Mayıs Ayı boyunca market.sleepy.com.tr adresinden alışveriş yapan herkese dağıtılacak bu ajanda ile tüm bir yıl mutluluk ve bol bol gülümsemeyle geçecek.

http://www.unutkananneler.com/

Sleepy, en sevdikleri pastanın son dilimini her zaman çocuklarına ayıran ve gerçek sevginin ne anlama geldiğini varlıklarıyla kanıtlayan Unutkan Anneler’e “İyi ki varsınız…” diyor ve kalpten bir teşekkür gönderiyor.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Z kuşağı ile 80’leri 90’ları yaşamak

80’lerde çocuk olmak 90’lar da çocuk olmak ile ilgili ara ara paylaşımlar düşüyordur sosyal medyada önünüze, hatta bazen sizin de paylaşmışlığınız vardır benim gibi. O zamana bir özlem bir “Ah” geçiyor içimizden. Benim için değerli olan şeyleri Nazlı’da bilsin diye onunla paylaşıp, benim zamanımda yaptığım şeyleri onunla yapıyoruz ara sıra.

Aşağıdaki video komiklik olsun gülelim eğlenelim diye yayılıyor internette. Videodaki çocukları çeken de aynı amaçla çekmiş ki arkadan gelen seslerden belli. Belki çocuklar bu video dışında bir daha walkman kullanmayacak hatta görmeyecekler bile ama bana acı geldi ve Nazlı ile yaptıklarımızı düşününce ne kadar doğru yaptığımı bir kez daha onadım kendi kendime.

Ben dedemin ilk bana verdiği paraları biriktirerek başladım para koleksiyonuma, kömür sobasının üzerinde kestane pişirip mandalina kabuklarını kurutarak anneannemin salonunu kokuttum. Anneannemden kalma gaz ocağım, babaannemden kalma ampullu radyom var, kurmalı saatim var bir sürü. Babamın pikapında dinledim ilk Beatles şarkılarını plaktan. Az azar işitmedim meşe yüzünden annemden. Meşeleri göğsüme doldurduğumdan tshirtlerimin göbek kısmı hep delik delikti. Evin posta kutusu da elma şekeri doluydu darttan kazandıklarımla. Bir de eve balık diye şişe içinde getirdiğim kurbağa larvaları var.

Bunları yaparken o zamanın teknolojisini kullanıp takip etmedik mi peki? Tabiki ettik. Atari ile başladık gameboy ve bilgisayara geçtik. Oyun da oynuyordum Amstrad’ımda günlük de tutuyordum disketlerde. Okulda bilgisayar dersimiz vardı orta okulda.

Gelelim şimdiye, teknolojinin içine doğuyor yeni nesil. 2 yaşında televizyonun ekranında görüntüyü büyütmeye çalışan tablet alışkanlıklı ufaklık dolu ortalıkta. Okul ödevi tablette ya da bilgisayarda geliyor bazen. Bunlar yaşamın artık vazgeçilmez bir parçası, bunları yok saymıyoruz ancak biz Nazlı ile babasının çocukluğunda yaptığı şeyleri de yapmaya çalışıyoruz.

Evde bağıra bağıra Barış Manço dinliyoruz mesela “A de bakayım aaaa bide Y’de…

Meşe oynuyoruz, ailecek E.T. izliyoruz. “E.T telefon ev” in ne anlama geldiğini biliyor Nazlı. Kurabiye canavarını tanıyor, Edi ile Büdü’nün elmalı kek esprisine gülüyoruz beraber.

Bunları yaparken teknolojiyi de kullanıyoruz. Youtube’tan tabletten izliyoruz Susam Sokağını, AppleTV’den E.T.’yi satın alıyoruz, Barış abiyi cep telefonundaki müzik uygulamasından buluyoruz “Onu dinledin bunları da ister misin” diye başka 80’ler ve 90’lar şarkıları çıkarıyor önümüze akıllı uygulama.

E.T. eve telefon

Biz teknolojiyi sonuna kadar kullanıyoruz evde. Teknoloji iyidir, nasıl kullanacağınız sizin elinizde.

 

Biradambirbebekuçuyor: Amsterdam – Çocukla seyahat (Bölüm 1)

Bu senenin son seyahat noktasıydı Amsterdam #biradambirbebekuçuyor dizisinin. Az gecikti yazı ama nihayet başlayabildik. Çocukla seyahat için Amsterdam’a mı gidilir ne yapacak çocuk orada diyenler yazının sonunda pişman olacak:)

amsterdam kanal ağı
amsterdam kanal ağı

Dünyanın en güzel şehirlerinden birisi Amsterdam. Kanallar şehri Amsterdam. 17.yy da kazılmaya başlanan kanal ağı Unesco Dünya Miras Listesi’nde. Sadece kanallar mı peki. Hayır. Yok yok aslında Amsterdam’da her gidişimizde kaldığımız süre daha da uzuyor ama yine yetmiyor. O zaman başlayalım bakalım çocukla seyahat te Amsterdam durağına.

IMG_0324

Ulaşım

Hava alanından şehir merkezine NH trenleri ile ulaşmak hem ucuz hem hızlı hem de konforlu. Taksiye boşuna para vermenize gerek yok. Amsterdam çocukla seyahat te şehir içi ulaşımın en kolay olduğu yerlerden birisi. Hemen hemen her ana caddeden tramvay geçiyor ve hepsi merkez istasyondan kalkıyor. Bu ağa hakim olabilmek için bir harita GVB haritası elde edinin. Akıllı telefon kullanıyorsanız 9292 ve Amsterdam uygulamaları tavsiyem. Offline da çalışabilen uygulamalar ile haritaya çok kolay hakim oluyorsunuz. Eğer Waterland’e gitmeyecek iseniz otobüs kullanmanız hemen hemen gerekmiyor.

amsterdam tramvay ağı
amsterdam tramvay ağı

GVB için saatlik günlük bilet alabiliyorsunuz. Çocuk için günlük bilet 2,5 Eur bizim için ise günlük 7,5 Eur. Daha uzun süreli (2-3-7 günlük) alacak iseniz merkez istasyon karşısındaki GVB ofisinden alabilirsiniz.

Kanal turu yapabileceğiniz bir çok tokta var Amsterdam’da, çoğu merkez istasyon karşısında. Hop On Hop Off tekneler ise hemen hemen çoğu ana noktada durup kalkıyor. En ucuz kanal turu ise 1 saatlik merkez istasyon karşısından kalkanlarda. Bizim için 9 Eur ufaklıklar için ise 5 Eur.

 

Kuzey Denizi ve Waterland

Amsterdam’ı anlatmaya Kuzey’den başlayalım. Daha doğrusu Kuzey denizi kıyılarındaki minik kasabalardan desek daha doğru olur, yani Waterland.

waterland haritası
waterland haritası

Waterland, Amsterdam’ın kuzeyinde köylerden oluşuyor. Bunların en ünlüleri Broek in Waterland, Purmerend, Middenbeemster, Katwoude, Marken, Edam ve Kuzey denizi kıyısında Volendam ve Monnickendam.

çocukla seyahat- amsterdam
çocukla seyahat- amsterdam

Bunların her birisi benim için yaşanılası yerler, hepsi birbirinden harika. Köylere Amsterdam merkez istasyon arkasından kalkan otobüsler ile ulaşabiliyorsunuz. Otobüs biletleri 10 Eur ve 1 gün geçerli. Bir gün içinde istediğiniz köyde inip sonrakine geçebilirsiniz. Bunun için tavsiyem sabah bu geziye başlamanız. Eğer Amsterdam ‘da kalıyor ama akşam da köylerde yemek yiyip döneyim diyorsanız son noktanız Volendam olsun. Köylerin içinde en turistik yer olması dolayısıyla bir hayli yemek mekanı var. 2 tane de güzel otel mevcut Volendam’da. Biz 3 günü Volendam da geçirmiştik bir önceki seyahatte.

Peynir alacaksanız ve Amsterdam’a döneceksiniz buradan hiç taşımayın, Amsterdam’da marketlerde aynı fiyat hatta bazen daha da ucuz oluyor. Volendam için kesin yemek tavsiyem çiğ ringa ve wafflelar. Bir tavsiye da Volendam’da konaklayanlara. Sabah erken kalkın (muhtemelen sis olacak) dar sokaklarda bir sabah yürüyüşü yapıp öyle kahvaltı edin ve mutlaka fotoğraf makinanız yanınızda olsun.

IMG_7409 kopya

Gezilecek Yerler

Amsterdam’a çocukla seyahat ediyorsanız  gezilebilecek sayısız nokta var Amsterdam’da. Başlıcalarına yer vermeye çalışacağım bu yazıda.

Nemo ve OBA

Yıllık 500.000’den fazla ziyaretçi sayısı ile 5 katlı bir bilim merkezi burası. Çocukla seyahat te Amsterdam’daki mutlak uğrak noktalarından birisi olmalı Nemo. Merkez istasyona sırtınızı verip sol tarafa doğru yürüdüğünüz zaman 10 dakikada ulaşabilirsiniz Nemo’ya. 1923 yılına dayanıyor kurulumu. 1997 yılından beri ise ünlü İtalyan mimar Renzo Piano tarafından tasarlanmış harika binada hizmet veriyor.

Bilimin hemen hemen her konusu ile ilgili bir şey bulmak mümkün içeride. Ufaklık bir yana siz bile zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Birinci ve beşinci katta atıştıracak bir şeyler var ama kısıtlı. Tavsiyem Nemo’yu doyasıya gezin dönüş yolunda tekrar merkez istasyona yürürken sağda Amsterdam Halk Kütüphanesi’ni namı değer OBA (Openbare Bibliotheek Amsterdam) yı göreceksiniz. Önce en üst katına çıkıp balıktan ete, sebzeden çorbaya harika bir ziyafet çekin ufaklıkla kendinize. Sonrasında bu harika binayı gezip kitapların arasında kaybolun. Her katında bulunan tasarım harikası koltuklara yayılıp kaptırın kendinizi kitapların büyülü dünyasına. En alt kat çocuklar için..Harika…

Biradambirbebekuçuyor: Amsterdam – Çocukla seyahat 1.Bölümün sonu

Bir adam ve bebek arasında geçen her şey