Basında Biz,  Genel,  Setahat-Gezi

3 Haftada 3000 km'lik Tatil Bölüm 1

Bu uzun yolculuğu az detaylı anlatayım dedim, hem gezi yazısı hem de böyle çocukla uzun seyahat yapacaklara belki biraz faydası da olsun.

Evet üç haftada tam üç bin kilometre yol yaptık kızımla. Artık yolculuğun sonlarında siyah arabaya binmeyelim yürüyelim diyordu:) Yenikapı-Bandırma arasındaki arabalı deniz otobüsü hattı ile başladı yolculuğumuz. İlk durak anneannesinin Altınoluk’taki yazlığı bir gece burada kalındıktan sonra babaannesine yani Foça’ya doğru yola çıkılacak. Sabah 8:30 feribotu ideal. Deniz otosunda kazıklanmamak için sandwichlerimizi hazırladık çayımızı minik termosumuza koyduk (Bu arada termos Nazlı için bebekken aldığım termos. Az mama suyu taşımadık onunla. Termos alırken dağcılar ve kampçılar için ürünler satan yerlerden almanız tavsiyem. Bizimki yarım litre hacminde ve içine koyduğunuz 100 derecelik kaynar suyu 16 saat sonra size hala 70 derece geri verebilecek kadar da korumacı) Kahvaltımızı ettik çayımızı içtik baden ve tındıklarıda (malum, badem ve fındık) yedikten sonra hafif sıkıntı alametleri baş göstermeye başladı bizimkinde. Az dolaşıldı, parkta oynandı vs. sonra yolculuk için aldığımız portatif DVD player imdada yetişti, ya da yetişmesini planlamıştık diyelim. Aleti açtık ancak tık yok. Şarj full, DVD içinde, ışık yanıyor ama hareket yok. Yahu alet 2 kere kullanıldı, bunun için aldık vs haykırışlarından sonra tüm seyahat boyunca DVD’leri ve ekipmanı ile birlikte fazladan ağırlıktan başka bir işe yaramadı.

 

Evet Bandırma’ya yanaşma manevraları başlarken bizde amiyane tabir ile siyah arabayı bıraktığımız cillop yere indik ve arabaya bindik. Cillop diyorum çünkü ilk defa deniz otobüsünden inen ilk 20 arabanın içinde idik. Eğer arabanız az büyük ve kalkıştan 40 dakika kadar önce gidip sıraya girerseniz alt katta olma ve ilk sırada inme olasılığı yüksek. (Bunu yaklaşık 20 den fazla seyahat yapmış birisi olarak yazıyorum) Telefondan GPS i ve navigasyon programını açtım bir test amaçlı. O da ne, harika çalışıyor, neredeyse 1 metre şaşma yok, teknolojinin bu sefer bizim yanımızda olduğunu bilmenin hazzı ve güveni ile çıktık Bandırma’dan (Lakin seyahatin belli kısımlarında navigasyon programı çok vakit kazandırıcı oldu.)

Filmlerdeki hep özenilen Amerikan aileleri gibiyiz yolda, hep beraber şarkı falan söylüyoruz, yeme içme gırla. Neyse bizim minik 1,5 saat kadar uyku moduna geçti. Uyandıktan sonrada bir mola yeri arayışına girdik. Anneannenin “Size kuzu saç kavurma ısmarlayayım” cümlesi arabada bir bayram havası estirdi. Beğenmediğimiz ilk kuzu kavurmacının ardından bahçeli mahçeli bir kavurmacıda durduk. Gidip etleri denetledikten sonra (etlerin renkleri, kokusu ve kavurmanın etin hangi tarafı ile yapıldığı) yerin saç kavurma yemeye uygun olduğuna kanaat getirdik ve siparişimizi verdik. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi yine karşımıza meşhur Vakfıkebir ekmeği çıktı saçta gelen kavurmanın yanında. Bizim minik ekmeği kavurmanın yağına banıyor, önce eti atıyor ağzına sonra ayranı içiyor. Neyse yaklaşık 45 dakikalık kuzu molası ardından yolculuğun kalan kısmını tamamlamak için tekrar bindik siyah arabaya. 1,5 saat sonra Altınoluk’taydık.

Altınolukta geçen 1 gecenin ardından seyahati planlarken benim açımdan en endişelendiğim kısmı için hazırlıklara başladık. Kahvaltımızı ettik denize gittik yüzdük kum oynadık hafif yorulduk, eve dönüp hafif bir öğle yemeğinden sonra kızım ile tek başımıza Foça’ya doğru hareket ettik.(Eğer miniğin arabada uyuma alışkanlığı var ise kısa seyahatleri öğlen ve uyku saatine göre ayarlamanız hem sizin hem onun rahat bir yolculuk yapmasını sağlar.) Plan işledi ve daha Akçay’a varmadan, ki bu 4-5 km demek, Nazlı Sertab’ın Rengarenk’ini 3 kez dinledikten sonra uyudu.(Arabada özellikle uzun seyahatlerde miniğin sevdiği müziklerin hazır bulundurulması önemli.) Altınoluk-Foça arasındaki hemen hemen 2 saatlik yolu uyuyarak tamamladık. Foça’da yazlığa yaklaşırken artık müziğin sesini açtım, telefon görüşmeleri yaptım uyansın diye. (Telefon görüşmesini bluetooth kulaklık ile yapıyoruz tabii ki, endişeye mahal yok:) Nazlı uyandı ve biz yazlığın kapısına bizi bekleyen babaanne, dede ve haladan oluşan karşılama komitesinin heyecanlı bakışları arasında siyah arabayı park ettik. Artık Foça’dayız.

Son ayları sorunlu geçen hamileliğimiz, hamileliğin son 1,5 ayını hastanede geçirmemiz ve 34 haftalık 2240 gr olarak kucağımıza aldığımız küçük mucizemiz Nazlı’mız. Bu süreçte çok okudum bir çok konu araştırdım, baktım ki etrafta herşey annelere, babalara o kadar az şey varki. Ve biradambirbebek.com ‘u açmaya karar verdim. Bu bir blog, internet camiasındaki ilk ve tek bir baba tarafından açılmış blog değil ancak bir günlükten ziyade çok fazla doğru bilgi de içermesine çalıştığım bir blog. İstiyorum ki bu babalar için bir rehber olsun. Hislerimizi ve bilgilerimizi paylaşalım. Her şey anneler için etrafta, burası sadece babalar için. Dedik ya burası baba blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.