Bebeğime Mektup Yarışması Adayları

By on Mart 1, 2011

Gönderen:M.Kemal Ayçiçek

Ooo, naber oğlum

Sevgili oğlum, sana söyleyemediklerimi burada yazmalıyım, söylemedim çünkü sen ufaktın, anlatsam da anlamazdın.sonra sonra derken bugüne kadar geldik Sen doğarken ben bir hayli uzaklardaydım.aslında senin doğduğunda da yanında olmayı isterdim ama şeften izin istememe rağmen, bana izin vermemiş ve il dışı göreve beni göndermişti.

Hem zaten senin doğum haberini de yine sabah kahvaltısındayken şef telefonla arayıp söyledi. Üstelik sağlıklı doğduğunu ve annenin sağlığının da yerinde olduğunu söyleyince rahatlamıştım.seni doğumundan bir gün sonra görebilmiştim. Ama ne görüş, annem bana, “yeni doğan bebekler çirkin olur, sakın moralsiz olma” diye uyarmıştı! Aslında hani iyi de oldu uyarması, ben ona bakmıyordum ama annemin o sözü, senin bir bebek değil de bir “insan” olduğunu bana her zaman hissettirdi. Onun için seninle bebekliğinden beri hiç “çocuk” diye değil de hep insan diye konuştum. Sana dilimi kırmadan, bükmeden, karşımda bir benim kadar insan varmış gibi davrandım. Bu seni erken olgunlaştırdı biliyorum.

Oysa oğlum, biz babaların insan değil de birer “adam”lar olduğu toplumun insanlarıydık. Babalığı ilk kez seninle yaşıyor ve öğreniyordum. Babalık, yaşanmadan öğrenilecek veya babadan öğrenilecek bir olgu değildi oğlum. O nedenle ben adam olmak yerine sana baba olmaya gayret ettim ama bunu ne kadar başarabildim, bunu bilmiyorum. Nasıl bir babayım onu da bilmiyorum. Hem zaten günümüz şartları çok değişik, bizim çocukluğumuzla senin çocukluğun arasında dağlar kadar fark var. Biz telekslerle, daktilolarla yazı yazardık, siz leptoplar hatta ipod´larla. Dünya hızla değişiyor ve biz bu Dünyanın hızına yetişmeye gayret ederken aynı zamanda uyum sorunu da yaşıyorduk. Belki sen bunların farkında değilsindir ama bir yandan da babalığa yetişmeye çabalıyoruz, umarım anlıyorsundur.

Babamın yanında bana “la olum, bırak ya” deyişini hatırladıkça gülüyorum, evet seni babama anında şikayette etmiştim, “baba, bak torunun bana oğlum” diyor diye, sen o sıra kızmıştın belki ama babamın sana çok yüz verdiğimi ima edercesine gülüşünü ve bana “deli” der gibi bakışını da unutmuyorum.

Sevgili oğlum, biliyorum nasihat sevmezsin çünkü bende sevmezdim ve o yüzden sana nasihat eden baba olmadım. Oysa biz, hep nasihatlerle büyüdüğümüz halde babamızla kuşak farkını bir türlü kapatamadık, hep kavga ettik. Babaların “adam” değil “baba” olmalarının mücadelesini verirken belki babalığı eksik yaptık, cebine düzenli harçlık koyamadım, üniversite harç paraları için sağdan soldan yardım almaya çalıştık. Tüm bunları yaparken boynum bükülüyor ama sana bir şey diyemiyordum, gururum inciniyordu ama bunu senle paylaşamıyordum, senin de gururun incinmesin istiyordum. Biliyordum, benim giydiğim elbiseleri sen giymezsin ama sana zaman zaman elbiselerimi önerirken bile değişik bir şeyler giymeni isterken, çaresizliğimden önerilerde bulunuyordum. Kusura bakma oğlum. Zaten hemen büyüdün, kendi sorunlarımızdan senin büyüdüğünün bile farkına varamadım, evet uyandım ama o zamanda sen üniversite için harçlardan söz ettiğinde bunun farkına vardım.Ama sen zaten şimdilik baba değil ama adam oldun oğlum, gel öpeyim desem bundan da alınırsın artık ama ben yine de babaannen adına öpüyorum oğlum. Hoşça kal.

M. Kemal Ayçiçek

baban

——————————-

Gönderen:Onur Göktepe

Sevgili Deniz

Aslında tam olarak ne diyeceğimi bilmiyorum. Uzun bir makale yazmayalı epey olmuş. Zira biz duygularımızı aktarmak için butonlar, ‘smiley’ler, çeşitli sanal ifadeler kullanıyoruz uzun süredir. Hislerimiz kalıplaştı ve giderek birbirine benzedi. Harflerimizin şekli şemali değişti. Cümlelerin arasına – sonuna koyduğum şeylere imla işaretleri diyoruz bu arada. Bunlar yardımıyla yazıları daha kolay okuyor, duygularımızı daha iyi ifade ediyorduk. Şimdi uzun uzun anlatamayacağım. Detaylara takılma işte, konuya odaklan! (Bu işaretin adı ünlem mesela, neyse işte…)

Zamanın gidişatına bakarak bazı şeyleri kestirebiliyorum çocukluğuna dair. Kendiminkiyle kıyaslayacak olursam eğer üzülüyorum biraz. Sabahları çizgi film izlemek için erkenden uyanmayacağını düşünüyorum örneğin. Bir Alf’i, Hugo’yu, Zıpçıktı’yı tanımayacaksın. Sokakta top oynayıp, ağaçlara tırmanmayacaksın. Dizlerinde hatıra yara izlerin olmayacak.

Cem Karacayı, Ahmet Kaya’yı, Barış Manço’yu dinleme şansını elde edemeyeceksin muhtemelen. Bunlar bizim zamanımızın unutulmaya inatla direnen en baba adamlarıydı. Sanırım senin zamanına kadar yaşayamayacaklar. 7’den 77’ye gibi güzel bir programla büyümeyeceksin. Adile Naşit kahkahasını hiç duymayacaksın belki. Yapabildiğim kadarını senin için bir klasörde saklıyorum. ‘(D:) // Nostalji’  içinde bulabilirsin. Ajda Pekkan’ı koymaya gerek duymadım. Onu izliyor ve yaşını merak ediyorsan ben de tam olarak bilmiyorum. Ama anneannenden yaşlı olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. İnan bana!

Biz uçan arabalar hayal ederdik. Işınlanma falan sonra. Hiç biri gerçekleşmedi. Aslında bir açıdan gerçekleşti. Benzin fiyatları uçtu(!) Bir zaman makinesi icat edilir de bu anlattıklarımı yaşayarak görürsen ne güzel olur diye uçuk bir fikir geçiyor aklımdan. Oraya gelmeye çalışıyorum Ha! Umarım LPG ile çalışanını icat ederler!

Facebook’dan fotoğraflarımıza bak. Annenle benim neden havaya bakarak fotoğraf çekildiğimizi soracaksın eminim. Bir açıklaması yok.

Seni bir konuda uyarayım. Şayet okuyorsan, internette okuduğun şiirlerin altında yazan adlara güvenme. Onları biz uyduruyoruz. Bir yerde iki mısra görmeyelim hemen Shakespeare, Can Yücel vs. Bu isimlerden birini yapıştırıyoruz. Kitapları sev. Kitaplardan oku her şeyi.

Uzatmayayım. “Özet geç” dediğini duyar gibiyim. Babaya öyle denmez!  Hal böyleyken böyle.

Onur GÖKTEPE

———————

Gönderen:Ali Erdem Eren

Bugün ilk babalar günüm çünkü sen ilk bugün baba kalbine düştün.

Bugün sadece sen ve ben varız. Annenin daha aramıza katılması için yaşaması gereken sancıları var ama yüzünü asma hemen.

Tüm yaşanmışlıkların içinden en beyaz şekilde aramıza katılacak o, ne yaparsa yapsın kir tutamadığını görecek ve bir beyaz olarak ”Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” sözünü çürütmenin güveniyle aramıza katılacak. Sen merak etme küçüğüm.

Burada hep çocuklar ailelerine layık olmaya çalışırlar. Ben ve annen, yazılanların aksine, sana layık olmak için, sonsuza kadar senin o kocaman kalbine dokunabilmek için çalışacağız. Zor bir şey, oradan gözüktüğü kadar kolay değil küçük kız, o yüzden sabırlı ve anlayışlı olmaya şimdiden başlayabilirsin.
Bu arada, anneni oralarda görebiliyorsan biran önce beni bulmasını söyler misin? Bu anne sohbetini hemen kapayalım yoksa babanın ona karşı olan yoğun duygularının büyüsüne kapılıp ileride hiçbir adamı beğenemeyeceksin. Beğenme de zaten. Sana layık olabilmeleri için en az baban gibi olsunlar. İşin oldukça zor prensesim.

Oralardan kopup gelmek ne kadar zor biliyorum. Mutlak sevgi ve güven içindeyken buraya neden gelmek zorunda olduğumuzu ben bile hala anlamaya çalışıyorum. Bildiğim tek şey, o mutlak sevgi ve güveni burada başka cisimlerde, başka nefeslerde hissedeceğindir. O hissettiğin sevgiyi burada daima annenin kırılgan öpüşünde, güveni ise babanın her gece demlediği inançlarında bulacaksın.

Bugüne kadar çok yazı yazdım; ancak en zor olanı bu sanırım. Ne afili cümleler ne de tasvirler tarif edebiliyor şuan ki duygularımı. Kızımsın, biriciğimsin, arkadaşım, dostum da olacaksın. İnanmazdım ama şimdi eminim, benliğimin içindeki ben olacaksın. Gözlerim doldu yine. Gelince o küçük ellerinle silersin.

Biz oynarken gülmekten yorgun düşersin, kollarımda gözlerin kapanmaya başlar ama inatla masal anlatmamı istersin ve ben senin için biriktirdiğim tüm masalları anlatmaya başlarım. Gözlerin kapanır, o küçük ellerin avuçlarımdan kaymaya başlar ama buna izin vermem, sabah yanında beni görememenin hayal kırıklığını yaşatmamak için, hep tutacağım o ellerinden geldiğin diyarlara seninle birlikte akıp gidebilmek için.

Uyandığında büyük ihtimal ben uykuda olacağım. Sen ve anne yanıma gelip, çocukluğumu saklamak için uzattığım sakallarımdan öperek uyandıracaksınız beni. Şeytanı uçurtma yapıp uçururken sen, annen ve ben, bitimsiz gülüşlerindeki mucizede en sevdiklerimizi görmenin tatminiyle aşkımızı kutsarız.

Süt dişlerinle ısırdığın kalbimden bugün ifade edebildiklerim bunlar. Unutma ki beni senin baban yapan, izafi bir zaman kavramı döngüsünde benden sonra gelecek olman olmayacak; dünyanın en büyük aşkının en beyaz meyvesi olarak dünyaya gelmeyi hak ettiğin için benim olacak, kızım olacaksın.

Varlığınla varlığını kutsayan 25 yaşındaki genç baban..

Ali Erdem Eren

———————–

Gönderen:Enis Uzay

Sevgili Oğlum,

Seni zor bir hayat bekliyor.

Emeklemeyi, yürümeyi, konuşmayı öğrenerek başlıyorsun diyorlar.

Ardından çokça şey geliyor.

Sen sevmeyi de öğreneceksin.

Sevilmenin tadını çıkarmayı da…

Bir kadının kalbini kırmamayı,

Sözün taş gibi ağırken susmayı,

Kalbin patlarcasına gülmeyi,

Ve bir köşeye çöküp ağlamayı.

Dövüşmeyi

Aldatmayı

Aldatılmayı

Yalan söylemeyi

Dürüst olmayı öğreneceksin.

Dostlarını kaybedeceksin.

Sevdiklerini toprağa vereceksin.

Bazen de sırtını dönüp gideceksin, böylesi daha iyi diye düşünerek.

Bu hayatta başına iyi gelen ne kadar çok şey varsa en az onlar kadar kötülük de var sırtlaman gereken.

Sorumlulukların olacak, sorumsuzlukların da tabi…

Çok isterim sana kavak ağacı gibi dosdoğru olmayı öğretmeyi

Ama ben de öğrenemedim hala,

Çok çabalamam lazım.

Yalnız kaldığında üzülme, iyidir bazen yalnızlık, çok şey öğrenir insan kendinden.

Bir insanı değiştiremezsin,

Ne kadar söz verirse de insanlar değişmez çünkü…

Şartlar değişir sadece

Bunu bilirsen daha az yorar seni hayat.

Hata yapmaktan korkma,

Yaptığın hatalar güçlü kılar seni.

Kime güvenip güvenmeyeceğini de ancak sen öğreneceksin yaşayarak,

Hayal kırıklıklarına uğrayarak, riya görerek

Ama güveneceksin de çok az insana

Çok az da olsalar dağ gibi sağlam yükselirler arkanda.

Zor gününde çekip giderken sevdiklerin

Ummadıkların girecek koluna

Terbiyeni sakın bozma olmadık yerde, sabırlı olmaya çalış

Söylenen söz geri gelmiyor

Bekletme insanları, özellikle de genç kızları, yağmur altında hastalanmasınlar senden sebep.

Zamana riayet et.

Yapamayacağın sözler verme insanlara

Verdiğin sözleri de tutmak için sonuna kadar çabala.

Sözün hukuku büyüktür.

Zorda kalmadıkça borç alma ama aldığın borca da sadık ol.

Son olarak da sevgili oğlum,

Sen de bir gün baba olacaksın

Evladını asla yalnız bırakma

Çünkü babasız büyümek oğlum, çok zordur.

Enis Uzay

——————-

Gönderen:Oğuz Akdeniz

Yıllar çok çabuk geçiyor,Hayat iyi yada kötü bir şeyler sunuyor.Ama senin iyiyi doğruyu ve güzeli seçiceğine eminim.Yüzünün tertemiz,kalbinin pırıl pırıl olucağını biliyorum.
Mütevazi ve güzel bir çocuk olucaksın.Gözlerin bana benziyecek ve saçların tıpkı ben gibi ortadan 2 ye ayrılıcak.Belki sen yıllar sonra bu yazdıklarımı görüp duygulanacaksın.Ama bu mektup benimde elimi çabuk tutmam gerektiğini hatırlattı bana.Dünyanın  en güzel şeylerinden biri baba olmak.Ve ben seni çok seviceğim buna emin olabilirsin.Hayatının sonuna kadar seni sevip kollıyacağımı bil…

Oğuz Akdeniz

——————-

Gönderen:İbrahim Şaşma

BİLİYOR MUSUN BEBEK
Çok aradım seni biliyor musun? Kuşun kanadında. Kardelen inadında. Güneşin sarısında. Dağın yeşilinde. İçtiğim suyun azizliğinde. Neden bu kadar geciktin bebek. Neden bu kadar yordun bu garip canı. Olmadığın yere ayın şavkının düşmeyeceğini bilmez misin sen. Gelmediğin yerde baharın olmadığını. Sensiz cemreler hükümsüzdür. Yağmurlar hüzünbaz. Seni göstermeyen saatler suçludur. Seni söylemeyen takvimler düzenbaz.

Çok aradım seni bebek. Annemin kınalı avuçlarını açıp ettiği niyazda. Üşüdüğüm yangında. Yandığım ayazda. Gözlerimden kayıp giden bir katrelik yaşta, saçıma düşürdüğüm beyazda. Sen geleceksin diye boy verdi Hüsnü Yusuf çiçeklerimiz ve sen geleceksin diyerek penceremizin pervazından eksik olmadı turna kuşları. Çoğu zaman düşlerime düşüyorsun bulutlar içerisinden gelip. Kulağıma fısıldıyorsun sevda sözcüklerini. Gözlerime bakıyorsun öylece. Nasıl bir şeysin sen böyle bebek. Neden bu kadar güzelsin. Neden bu kadar sevimli. Ve neden alıyorsun beni benden bu kadar. Tılsımına yandığım gizine yandığım bebek. İnandığım, sevdalandığım bebek.

Geleceğinin muştusu tez yankılandı hanemizde. O gün ay düştü bahçemize. Yıldızlar kaydı üst üstüne.  Ağlamayı bilmeyen ve koca bir adam olan ben usulca ağladım biliyor musun? Ağladım. Gözümden düşen her damla yaş omzumda yüklü dağları birer birer devirdi. Seni düşünmek güzelmiş bebek. Seni düşünmek yaşamakmış meğer. Şimdi mürekkebi sevda olan kalemi elime alıp ozan olasım var bebek. Her satırın her mısranın sonuna nokta diyerek senin için konmaya hazır binlerce kelebek.

Güneşle akdim var benim. Senin tenini yakmamaya söz verdi bana. Ayaz üşütmeyecek seni. Karanlık korkutmayacak hiçbir zaman seni. Dünya yüzünde pusuya yatmış tüm acılarla sözleştim. Hüznüne ben kefil olacağım derdine ben. Gölgenden önce düşeceğim ardına ben. Biliyor musun bebek ben seni tuz kadar sevmişim. Sensiz küçük bir nokta, seninle koca bir devmişim.  Ben sevdanın kanatlarına bindim bineli arşın yedi katına yükselmişim.

Yastıklarının kenarına gergef gergef işlenilen çilek dallarının koyu gölgesinde bekliyorum seni.  Işık huzmem, ay şavkım, seher yelim gel gayrı. Kalmadı bilir misin ahvalimde hal gayrı.

İbrahim Şaşma

———————

Gönderen:Murat Aşık

Canım Oğluma Mektup

Hiçbir varlığı senin kadar sevmedim canım oğlum benim. İnsan sevgilisiyle karşılaşınca içi ürperir, dudakları titrer heyecanlanır ama bir süre sonra geçer ya. Benim sana karşı hissettiğim iç ürpermesi hiç geçmiyor dostum. Seni her gördüğümde, her seyahat dönüşünde, hatta her eve geldiğimde beni kapıda karşılayışın benim için en büyük armağan ve günümü mükemmel hale getiren bir ödül.

Biliyorum senin için aynı şey hep geçerli olmayacak, sana hep söylediğim tekerlemedeki “benim en yakın arkadaşım” sen olsan da, senin “en yakın arkadaşın” belki de ben olmayacağım. Ama ne olursa olsun seni sevmeye devam edeceğim. Hiçbir beklentim olmadan.

Bu yazıyı aslında sana yazmamın sebebi, eğer unutursam bana bunu hatırlatman.

Canım oğlum, biricik yavrum seni sen olduğun için seviyorum. Belki seni fazla ilgimle bunaltacağım, belki senin delikanlılığa adım atış sancılarında iyi geçinemeyeceğiz, ama bil ki ne olursa olsun seni çok seveceğim.

İlk kız arkadaşını, ilk yaramazlıklarını, okulu ilk kırmanı, iyi ya da kötü ne varsa benimle paylaş canım dostum. Kızabilir, söylenebilir, üzülebilirim ama sana olan aşkım hiç değişmez. Belki seni doğru yönlendirme yolunda tavsiyem olabilir. Belki de dinlemezsin ama olsun, ne olursa olsun seni seveceğimi bileceksin. Eminim en doğrusunu yapacaksın her zaman ve senin doğrularına her zaman saygı duyacağım.

Bu yazıyı yazmamın nedeni, eğer unutursam bunu da bana hatırlatman.

Seni her zaman annen ve bana Allah’ın bir lütfu ve büyük armağanı olarak gördüm, göreceğim. Umarım bu lütfa layık bir baba olabilirim. Elimden geleni yapacağına şüphen olmasın sevgili dostum.

Hayatımda olduğun, hayatımı anlamlı kıldığın, bana sürekli bir şeyler öğrettiğin için çok ama çok teşekkür ederim. Öğretmen olmak da çok yakıştı yakışıklı oğluma. Ama ne söylersem söyleyeyim seni tarif etmeye yetmeyecek. Çünkü sen benim için kelimelerin bittiği, nutkumun tutulduğu bir aşkı ifade ediyorsun.

Unutma canım oğlum, biricik aşkım, seni çok ama çok seviyorum ve ömrümün sonuna dek seveceğim.

Murat Aşık

———————-

Gönderen:Süleyman Kısaç

Canım oğlum,

Güzel bir Ekim günü baştan başlattın hayatımızı. Önceleri sen minicik bir keseydin ben de kesenin babası. Kalp atışlarını duyduğum gün az daha benim de kalbim yerinden fırlıyordu, bir çocuğum olacaktı…

Zaman su gibi aktı; o minicik kese benim oğlum oldu, annesini tekmelemeye başladı ve sonunda bir Haziran sabahı dünyamı tamamen değiştirdi. Tutmayı beceremem, incitirim kaygısıyla bebekleri uzaktan sevmeye alışık olmama rağmen seni görür görmez kucağıma alma ihtiyacı hissettim ve ilk fırsatta da tüm cesaretimi toplayarak seni kucağıma aldım, sarıldım ve o muhteşem kokunu içime çektim. Sen babanın kucağında olduğunu bilir gibi başın göğsümde çok sakindin bense bir o kadar heyecanlı ve mutlu.

Günler günleri kovaladı ve gaz sancıların nedeniyle uyuyamaz oldun, sana rahat bir uyku uyutmak için denemediğim şey kalmadı ve sonunda yüz üstü yatarak rahat bir uyku uyuyacağını anladığımda dünyalar da benim oldu, ne vizyona yeni giren filmler ne derbi maçları, en büyük zevkim seni uyurken izlemekti artık.

Sen şimdi neredeyse 9 aylıksın ve senden önce hayat nasıldı hatırlamıyorum, sanki 30 yıllık ömrüm sadece seni bekleme süreciymiş ve gereğinden fazla beklemişim. Akşamları eve gelip gözlerindeki mutluluğu gördüğüm an bütün yorgunluğum, stresim, hayata dair dertler birdenbire yerini anlatılamaz bir huzura ve dinginliğe bırakıyor. “Kimse beni gördüğü için bu kadar mutlu olmamıştı” diyorum herkese, evlilere “hemen çocuk yapın”, bekârlara “evlenin ve çocuk yapın, gecikmeyin” diyorum hep. Çünkü hayat seninle başladı benim için.

Büyüyüp sen de bir yuva kur ve ben senin de baba oluşuna şahit olacak kadar yaşayayım diye dua ediyorum hep. Beni öyle güzel duygularla tanıştırdın ki sayende hissettiğim bu anlatılmaz duyguları sen de tadabilesin istiyorum.

Canım oğlum, annen de ben de senin mutluluğun için yaşıyoruz artık, hayat seninle anlam buldu, bazen kendimi masandaki resme bakıp gülümserken buluyorum, iyi ki varsın, iyi ki oğlumsun.

Seni her şeyden, herkesten çok seven, kılına zarar gelse dünyayı yakmaya hazır baban…

Süleyman Kısaç

———————

Gönderen:Burak Suel

kızıma…

canım kızım..seni elime almaya kıyamazken….. nasıl tutarım, naparım derken..
bugün 2,5 yaşındasın. sen nasılda güzel baba diyorsun öyle… hele “babacıııım” diye bana seslenince içim nasıl eriyor bir bilsen..
hele benim odamda beraber geçirdiğimiz dakikalar yok mu? o minik ellerine  alyanımı alıp, nasılda güzel yerine yerleştiriyor ve çevirebiliyorsun. işte o zaman  ellerinin üstündeki boğumlar çıkınca ısırmak istiyorum o minik lokmaları..
annen, gece uyandığında baba diye seslenince nasılda kıskanıyor beni, bense hiç  üşenmeden fırlıyorum sana.. işte en güzel baba kız ilişkisi..
sabahları uyandığında yanıma gelip, bana sarılman, minik parmaklarını sakallarımda bir aşağı, bir yukarı gezdirmen.. işte işe gitmeden önceki en büyük motivasyon kaynağım… türkiyenin en genç model uçak pilotu olarak yetiştireceğim seni..  ..
benim kızımmmmmmm…………

Burak Süel

———————

Gönderen:Murat Acar

Dilaram. Seni kucağıma almak için o kadar uzun zaman bekledim ki sanki asır geldi bana. Uzun uğraşlar sonucu kalınan hamilelik, bir aydan fazla kuvezde geçen süre. O süre var ya sanki canımdan can aldılar. O camın arkasından sana bakıp kucağıma alamamak öldürüyordu beni adeta. Şimdi 1 yaşındasın ve bu satırları okumana yıllar var. Umarım bu mektubu okuduğunda hala yanındayımdır ve sana sarılıyorumdur.

Murat Acar

——————

Gönderen:Deniz Erkan

Canım oğlum benim. Mektuba nasılsın diye başlanmaz derler ama bu mektubu okuduğunda inşallah iyisindir, inşallah sana güzel bir hayat verebilmişimdir. Umarım tüm dileklerin gerçekleşmiş, vatana millete hayırlı bir evlat olmuşsundur. İlk kucağıma aldığımda duyduğum kokun hala burnumda. Umarım o gün ki kadar tertemiz kalabilirsin hayatta.

Deniz Erkan

About Baba

Son ayları sorunlu geçen hamileliğimiz, hamileliğin son 1,5 ayını hastanede geçirmemiz ve 34 haftalık 2240 gr olarak kucağımıza aldığımız küçük mucizemiz Nazlı’mız. Bu süreçte çok okudum bir çok konu araştırdım, baktım ki etrafta herşey annelere, babalara o kadar az şey varki. Ve biradambirbebek.com ‘u açmaya karar verdim. Bu bir blog, internet camiasındaki ilk ve tek bir baba tarafından açılmış blog değil ancak bir günlükten ziyade çok fazla doğru bilgi de içermesine çalıştığım bir blog. İstiyorum ki bu babalar için bir rehber olsun. Hislerimizi ve bilgilerimizi paylaşalım. Her şey anneler için etrafta, burası sadece babalar için. Dedik ya burası baba blog

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

E-Mail adresinizi bırakırsanız sizi olup bitenden haberdar edelim: Delivered by FeedBurner