Genel,  Konuk Yazarlar

Cesaret – Şans – Seçimler

Her yeni başlayan bir günde, pek çok kadın hayatın getirdiği sorumluluklarının yanında, belki bir eş, belki genç bir anne, belki bir evlat, belki de sadece kendi halinde yaşamakta olan bir kadın olarak ‘kanser’ olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.

 

Göz ardı etmememiz gereken nokta ise, kanserin ayrımcılık yapmadığı. Kim olursanız olun, hayattaki rolünüz ne olursa olsun, sorumluluklarınız ne derece ağır, ne derece vakitsiz olursanız olun, kanser bunları dikkate alarak hücrelerinizi tek tek ele geçirip büyüyeceği yeri seçmiyor. Kanserin erişemeyeceği ulaşamayacağı kimse yok. Riskler söz konusuysa eğer, her birey sosyal durumu ne olursa olsun, ekonomik durumu ne olursa olsun, cinsiyeti, dini, dili, yaşadığı yer, doğduğu şehir…hiç fark etmez, ‘neden ben?’ sorusunu sormanın belki de en anlamsız hale geldiği ve sorulduğunda cevabının gene ‘?’ olarak kalacağı, herkesin bunu yaşayabilme ihtimalinin olduğu şanssız bir durum. Şanssız bir durum dediğimizde belki de kadere yüklüyoruz tüm suçu ama öyle değil.

 

Evet, böyle bir durumla yüz yüzeysek eğer biz veya çevremizdeki yakın tuttuğumuz insanlar, kanserle birlikte çaresizliğe de mi boyun eğmek zorundayız, yani bir diğer tabirle durum böyleyken kadere boyun eğerek kabullenmek mi gerekiyor, kolay yolu mu seçmek gerekiyor? Yoksa güçlü olmak, ‘her şeye rağmen’ diyerek bizi bekleyen iyi veya kötü olan her şeye göğüs germek ve savaşmak mı gerekiyor? Evet, kanser affetmiyor. Kanser, beni senden, seni bir başkasından ayırmıyor. Ancak benim bildiğim tek bir gerçek varsa eğer, o da hayatımızda tecrübe ettiklerimizi, kederlerimizi, mutluluklarımızı ve bizi biz yapan anılarımızı oluşturmamıza fırsat veren sağlığın, sağlıklı birey olmanın her şeyin önceliği olduğu. İşte bu sebeptendir ki, kanser illetine boyun eğmemek gerek. Çünkü bu sadece vücudumuzun vermiş olduğu bir savaştan ibaret değil. Aynı zamanda psikolojimizin, aklımızın verdiği bir savaş. Hem de sadece ve sadece kanserin büyümeyi seçtiği hakimiyetini ilan etmek istediği bedenin sahibi için değil, aynı zamanda onun etrafındakiler için de, belki bir aile yakını eş, kardeş, çocuk…belki yakın bir dost, belki bir sevgili…Bu aynı zamanda tek kelimeyle büyük bir ‘direniş’. Bu direnişin güçlü olması, zayıf kalmaması ve etkili olabilmesi için ise; evet, sizin de tahmin edebileceğiniz gibi düşmanın ne olduğunun bilincinde olmak gerek. Dostumuzu bilip, düşmanımızı tanımanın gerektiği güzel bir örnek.

 

Bu konu hakkında yazmak istiyor olmanın sebebi de bu biraz da. Bu kadar içli dışlı olduğumuz, bu kadar içimizde, bu kadar aramızda rahat rahat gezen ‘Kanseri’ tanımak…  Tanımalıyız ki, neyle baş etmemiz gerektiğine, nasıl mücadele etmemiz gerektiğine en doğru şekilde karar verebilelim.

 

Dünya üzerinde cilt kanserinden sonra en çok görülen kanser tipi olan meme kanserinden bahsedeceğim. Biz kadınların şahsen veya yakın çevremizde yaşanmasından dolayı mutlaka tecrübe edeceği, yaygınlık derecesinin çok yüksek olduğu kanser çeşidi…Meme Kanseri.

 

Vücut hücrelerimiz normal şartlarda sadece yeni hücrelere ihtiyaç duyulduğunda bölünerek yenilenirler ve yeni hücreler meydana getirirler.  Bazen vücudumuzun belli bölgelerindeki hücreler kontrol dışı olarak büyüyerek bölünüp yeni bir doku kitlesi yaratabiliyorlar. İşte bu oluşan kitleye tümör diyoruz. Eğer kitleyi oluşturan ve kontrolden çıkmış olan bu hücreler normal hücrelerimizse tümörü ‘iyi huylu’ diye adlandırırken, anormal şekilde bölünme ve büyüme gösteriyorlarsa tümöre ‘kötü huylu’, yani ‘kanser’ diyoruz. Meme dokusunda gelişen kansere meme hücrelerinde geliştiğinden dolayı ‘meme kanseri’ ismini veriyoruz. Diğer kanser çeşitlerinde de olduğu gibi meme kanseri de, oluşmuş olduğu dokudan ziyade diğer dokulara da yayılarak yeni tümörler oluşmasına sebep oluyorsa, bu yayılma durumuna da ‘metastaz’ diyoruz.

 

Peki ikinci en sık görülen bu kanser çeşidinden korunmak için ne yapmamız gerekiyor, bu kansere yol açan sebepler nelerdir? Belli başlı risk faktörleri biliniyor olmasına rağmen, meme kanserinin asıl sebepleri bilinmemektedir. Riski oluşturanlar ise, genetik faktörler, kişinin sağlık geçmişi ve beslenme alışkanlıkları. Bugün 8 kadından 1 tanesi hayatında meme kanserini tecrübe etmekte ve kanser ölümleri cilt kanserinden sonra en sık bu çeşit kanser tipinden kaynaklanmaktadır. İlginç olan şudur ki meme kanseri olan kadınların sadece %5-10 arasındakileri genetik olarak bu hastalığı taşımaktalar. Çoğunluğunu baz alarak değerlendirdiğimizde çıkan sonuçlara göre ise diyebiliriz ki aileden taşınmış olan genler ile bir ilişkisi bulunmamakta, yani bir diğer tabirle pek çoğu aileye bağlı genetik faktörler ile hastalığı yaşamamakta. Yani maalesef hala asıl sebebin ne olduğunu bilmiyoruz. Tek yapabileceğimiz riski oluşturan parametrelere dikkat etmek ve erken teşhis ile kanserden önce davranarak önlem almak.

 

Meme kanseri tanısı nasıl konuyor? Fiziksel muayeneden sonra, doktorunuz sizle ilgili kişisel ve ailesel meme kanseri vakaları hakkında bilgi alıp, meme kontrolünde bulunur. Genellikle mammogram veya ultrasonografi adı verilen analizlerden sonra doktorunuzun da görüşüyle meme kanseri teşhisinin konulup konulmamasına göre, ne yapılması gerektiği konusunda bir karara varılır. Bu testlerin sonucuna göre, memeden doku örneğinin alınarak dokunun detaylı analizine olanak sağlayan biyopsinin yapılmasına ihtiyaç duyulabilir. Buna karar verecek olan gene doktorunuz olacaktır. Doku örneği alındıktan sonra testler için laboratuara gönderilir ve patoloji uzmanı (dokudaki normal olmayan sıra dışı değişikliklerin tespitini yapan doktor) doku örneğini mikroskopta inceleyerek, hücrelerde herhangi şekil bozukluğu olup olmadığını, herhangi anormal durum sergileyip sergilemediklerini, normal olmayan büyüme gösterip göstermediklerinin analizini yapar. Eğer dokuda kanser varsa, patoloji uzmanı bunun ne tip bir kanser olduğunu, yayılmaya meyilli olup olmadığı hakkındaki tüm sonuçları irdeler. Buna paralel olarak östrojen ve progeteron hormon testleri de yapılarak, mevcut bir hormon dengesizliğinin olup olmadığı bunun kanserin büyümesine yardımcı olup olmadığı test edilir. Eğer hormonlarla ilgili bir durum söz konusuysa genelde hormonal tedavi sonucu kanserin önüne geçmek ve önlemek mümkün olabilir.

 

Tekrar değinmek gerekirse, erken tanının kanserde ne kadar önemli olduğunu unutmamak gerek. Meme kanserinin erken teşhis edilmesi halinde iyileşme şansı %97’ye çıkıyor. Bu hiç de azımsanacak bir oran değil. Biz kadınların yapması gereken, erken tanıda bize düşen görev ise özellikle 18-20 yaştan itibaren her ay elle memelerin herhangi bir kitlenin oluşup oluşmadığını anlamaya yönelik kontrol edilmesi. Menapoz öncesi kadınların 40 yaştan itibaren her yıl mamografi ve ultrasonografi analizleri, menapoz sonrasında ise her yıl mamografi analizi yaptırarak kontrollerini yaptırmaları, olası meme kanserinden başarıyla kurtulabilmek için yapılabilecek en etkili yöntem.

Melis Durası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.