Röportaj

Doğum fotoğrafçısı Özlem Turan Röportajı

Ünlü doğum fotoğrafçısı Özlem Turan ile gerçekleştirdiğimiz hoş   sohbette bu işe nasıl başladığını ve işinin inceliklerini öğrendik.

– Bebek fotoğraflarını nasıl çekiyorsunuz?

Bebek, çocuk, aile fotoğrafları; tüm bu çekimler öncesinde, çekim sırasında ve sonrasında özel bir çalışma gerektiriyor.
Öncelikle çekimden önce ailenin yapısı, bebeğin cinsiyeti, karakteri, yaşı gibi bilgileri aileden alıyorum ve onlardan birkaç fotoğraf istiyorum. Böylece kafamda yaklaşık olarak neler çekeceğimi planlıyorum, bazen bunu kağıda da geçirip gittiğimde aile ile paylaşıyorum.
Fakat her ne kadar planlı olsam da, “hayat siz plan yaparken başınıza gelenlerdir” sözünde olduğu gibi en güzel, en duygu yüklü karelerimi en umulmadık, en beklenmedik, en doğal, en savunmasız anlarda yakaladığımı ve yakalayacağımı gayet iyi biliyorum.

Bebek, çocuk, aile fotoğrafları; tüm bu çekimler öncesinde, çekim sırasında ve sonrasında özel bir çalışma gerektiriyor.
Öncelikle çekimden önce ailenin yapısı, bebeğin cinsiyeti, karakteri, yaşı gibi bilgileri aileden alıyorum ve onlardan birkaç fotoğraf istiyorum. Böylece kafamda yaklaşık olarak neler çekeceğimi planlıyorum, bazen bunu kağıda da geçirip gittiğimde aile ile paylaşıyorum.
Fakat her ne kadar planlı olsam da, “hayat siz plan yaparken başınıza gelenlerdir” sözünde olduğu gibi en güzel, en duygu yüklü karelerimi en umulmadık, en beklenmedik, en doğal, en savunmasız anlarda yakaladığımı ve yakalayacağımı gayet iyi biliyorum.

Genelde bu çekimler 2-3 saat sürüyor ama ben fotoğraf çekmenin çok büyük bir kısmının anı bek-lemekten geçtiğine inanıyorum.

Hele de bebek, çocuk fotoğrafları çekiyorsanız onların mama saati, uyku saati tüm bunlara çok dikkat ederim.

Çekim saatini de hem doğal ışığa hem de bebeğin ve ailenin çekim için en uygun olduğu saate göre ayarlarım.

Doğal ışığı seviyorum ve stüdyo değil ailelerin evlerini tercih ediyorum. Bebeklerin ve ailelerin kendi evlerinde ve yüzlerine flaş patlamadığında daha doğal pozlar verdiklerine inanıyorum.

Yanımda mutlaka battaniyeler, tokalar, şapkalar götürüyorum, ayrıca bebeğin gardırobunda da beğendiğim kıyafetler ve detaylar olursa onları da kullanıyorum.

Çekim anında da mümkün olduğunca o ailenin en doğal anını yakalamaya çalışıyorum.

O yüzden benim farkımda olup poz verdikleri ilk karelerden sonra, beni unutup karakterlerini ve aralarındaki sevgiyi ortaya koydukları anlar çok değerli, çünkü ben gözümle görüyor gönlümle çekiyorum. Kalbim işte “o an” diyor ve deklanşöre basıyorum.

– Doğum fotoğrafları çekmeye nasıl karar verdin?

Fotoğrafla hep iç içeydim klişesine girmezsek, fotoğrafı hobiden işe çevirme kararını 2008’de çalıştığım şirket kapatılıp işsiz kalınca aldım ve oturup çok çok detaylı bir iş planı hazırladım. Sonrasında tüm çevreme haber saldım, doğum, aile, doğum günü, düğün, babyshower tüm özel günleri olan arkadaşlarımın, onların arka-daşlarının fotoğraflarını çekmeye başladım.

Zaten birini çektim ve sonrasında onların çevresinden hemen talepler geldi. Her şeyin benim tahmi-nimden çok hızlı geliştiğini söylemeliyim.

Bu arada bir moda fotoğrafçısına asistanlık yapıyordum. Bir çekim sırasında bir doğum fotoğrafçısı ile tanıştım.

Kırılma noktalarından biri o gündür, biri de bir arkadaşım ve bebeğini fotoğrafladıktan sonra fotoğraflarımın fotoğrafçılar ve gözüne inandığım tasarımcılar tarafından çok beğenildiği gün. İşte benim “tamamdır” dediğim ve güvenimin geldiği an o andır.

– Doğum fotoğrafları çekerken nelere dikkat ediyorsunuz? Özellikle hangi anları kaçırmıyorsunuz?

Doğum çekerken heyecanlanmamak, duygulanmamak mümkün değil. Ben o duygu yoğunluğu sırasında gözümü vizörden ayırmayıp doğru anda deklanşöre basmayı tercih ediyorum, öyle  şak şak devamlı deklanşöre basan bir fotoğrafçı değilim.

Tecrübenin de getirdiği bir planlı durum oluyor bir süre sonra tabi, ama bence o ilk doğdukları an, anne ile karşılaşma, babanın kucağındaki ilk anlar, baba, anne ile ilk bakışma paha biçilemez. Ve de tanıdık, eş dost, anneanne, babaanne, dedelerin bebekle karşılaştıklarında verdikleri ilk tepkiler, onları görünce ben de coşuyorum tabi:)

– Fotoğraf stilinizi anlatmanızı istesek nasıl tanımlarsınız?

Doğal, naif, modern, rafine. Anı dondurduğum ve fotoğrafa bakınca o anı yaşamışsınız gibi hissettiren fotoğraflar… Fotoğraflarımdan duygu geçip size o andaki duyguyu hissettirebiliyorsam benden mutlusu yok.

Zaten o an hemen yüzüme yansıyor bu ve bir çocuk tebessümü yerleşiyor yüzüme… Kafamda ben neyi çekiyorum sorusunun cevabını verebiliyorsam zaten o fotoğraf hem benim istediğim, çekmekten zevk aldığım fotoğraf oluyor hem de aileler mutlu oluyor. Yoksa benim fotoğraflarını çektiğim ailelerin evlerinde çok iyi SLR makineleri var ama iş sadece deklanşöre basmak değil; o anı hissedip, bekleyip doğru anda hem gözünüz hem kalbinizle onayladığınız anda basmak.

Fotoğraf çekmenin teknik bilgiye ve donanıma sahip olduktan sonra çok basit olduğunu, önemli olanın duyguyu yakalamak olduğunu her zaman dile getiriyorum. İyiliğe, iyi enerjiye, iyi düşünmeye, bebeklerin muhteşem pozitif ve bulaşıcı e-nerjisine ve  tüm bu güzelliklerin çekimi etkilediğine inanıyorum.

– Aileler sence neden doğum için ayrı bir fotoğrafçı tutmalı?

O eşsiz anı yaşamak için tabi ki; yaşamak ve çekmek çok ayrı şeyler. En net kendi yeğenimin doğumunda yaşadım bunu. Normalde 500 fotoğraf çekiyorken 150 fotoğraf çekebildim ve bir ara makinemi bırakıp hüngür hüngür ağladım yeğenimin doğumunda. O anı yaşamak varken niye kendinizi olayın içinde değil de kamera arkasında tutmak isteyesiniz ki.  Ayrıca daha anlatırsam sayfalar sürecek birçok neden var, ama bence ilk sebep o anı yaşamak, sonrasında normal ya da sezaryene bağlı olarak diğer sebepler sıralanır gider…

Bence fotoğrafçılığı iş olarak yapmak ayrı, hobi olarak yapmak çok ayrı şeyler. Ayrıca ameliyathane ortamı, ne zaman neyin olacağı, neye ne kadar izin verileceği, zamanlamalar, açıkçası çok detay var ayrı bir yazı konusu olabilecek.

– Sen de bir annesin, doğum anından etkileniyor musun ya da anne olmanızdan dolayı anne ile aranızda farklı bir etkileşim oluyor mu?

Evet kızım 2,5 yaşını geçti ve normal doğumla dünyaya geldi. Hem doğum ve annelik tecrübem hem işim dolayısıyla girdiğim doğumlar hem de takip ettiğim gruplar ve bloglar sayesinde artık bu konuda çok fazla bilgi sahibiyim.

Annelerin de bunu hissettikten sonra bana güvenleri bir kat daha artıyor ve daha ke-yifli, daha güzel çekimler ve arkadaşlıklar doğuyor. Ben zaten çekim anında çektiğim bebeği ve anneyi dünyanın en güzel bebeği, annesi olarak görüyor ve aşık oluyorum. Fotoğraflarımı o duygularla çekiyorum, sonra eve gelince aslında durumun böyle olmadığı anlıyorum. Bence zaten her şey iç güzellik.

Bir annenin gözünde o ışığı görüyorsam dünya duruyor benim için ve başlıyorum deklanşöre basmaya…

– Aileler sizi niye tercih ediyor ya da etmeli?

Aileler benim fotoğraflarıma bakıp “evet, işte bu”, “ben böyle doğum fotoğrafları istiyorum”, “benim doğum fotoğraflarımı Özlem Turan” çeksin diyorlarsa beni tercih etsinler, kalplerinin sesini dinlesinler.

Ben beni tercih eden ailelerin göz zevklerinin çok gelişmiş aileler olduklarını kesinlikle söyleyebi-lirim. Hem eski işim dolayısıyla reklam sektöründen aileler hem de görsellik gerektiren bir işi olmasa da gerçekten gözleri farklı gören aileler. Rafine, yalın, doğal fotoğraf seven kişiler beni tercih ediyor bence.

– Ya işin duygusal boyutu?

Çok çok yoğun, çünkü her ailenin en önemli gününde onlarlasınız, duygusal olarak etkilenmemeniz mümkün değil, hele benim gibi antenleri açık biriyseniz… Bu, hatta bazen bende fazla yüklenmeye bile sebep oluyor. Çok yoğun duygu yüklü çekimlerden sonra sadece biraz uyuyup kendimi tekrar şarj edip kendime gelebiliyorum, fiziksel olarak da çok kondisyon gerektirdiğini söyleyebilirim, özellikle benim gibi çekim sırasında farklı açılar bulmak için devamlı bir yerde bir gökteyseniz.

– Yeni projelerinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Yeni yılda daha fazla sergi, sponsorluk, hayır kuruluşları ile işler yapmak istiyorum. Zaten planlar yapıldı çalışmalar başladı.  Kalbim kıpır kıpır, çok güzel işler olacak.

Son ayları sorunlu geçen hamileliğimiz, hamileliğin son 1,5 ayını hastanede geçirmemiz ve 34 haftalık 2240 gr olarak kucağımıza aldığımız küçük mucizemiz Nazlı’mız. Bu süreçte çok okudum bir çok konu araştırdım, baktım ki etrafta herşey annelere, babalara o kadar az şey varki. Ve biradambirbebek.com ‘u açmaya karar verdim. Bu bir blog, internet camiasındaki ilk ve tek bir baba tarafından açılmış blog değil ancak bir günlükten ziyade çok fazla doğru bilgi de içermesine çalıştığım bir blog. İstiyorum ki bu babalar için bir rehber olsun. Hislerimizi ve bilgilerimizi paylaşalım. Her şey anneler için etrafta, burası sadece babalar için. Dedik ya burası baba blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.