Eğitici-Eğlenceli,  Genel,  Son Eklenenler

Kişisel marka olmak ailede başlar

Arkadaşım Murat Esenli‘nin Biradambirbebek Dergi için gönderdiği makalesini buraya da koymayı uygun gördüm.

marka_olmak“İnsan doğduğunda bir yolculuğa başlar, yani sonu olan bir yolculuğa. Asıl başlangıç noktası daha aileye sıra gelmeden anne rahmi. İlk dünya o sıvı dolu dünyadır bebek için. Ruh vücut ile orada birleşir, genetik kodlarından karakter desenlerine varana kadar burada ortaya çıkan bir format, bir kalıp, bir şablon vardır artık. Anne, baba, aile, huzur, karmaşa, gürültü, stres vs. birçok etkeni hissetmeye başlarız. En güzel kıvamda yaratılan varlık, hiç kimseyle birebir örtüşmeyecek farklı özelliklerle dünya denilen ortama geçiverir. Ve “marka” denilen, yani eski dilde “alamet-i farika” olarak adlandırılan en farklı özelliklerimizi ortaya koyma çabamız daha bu aşamadan başlıyor. Bir yandan kazanıyoruz bir yandan da sergilemeye başlıyoruz.


“7 çok geç” diye bir slogan vardı hatırlarsanız. Beş yaşına kadar birçok kalıp çocuğun zihnine, kalbine ömür boyu değiştirilemeyecek şekilde yerleşir diyorlar. Düşünceler, davranışlar, anlamlar, kurgular vs. Bir danışmandan aslında bu sınırın 2 yaş olduğunu duydum ve ürktüm. Düşünebiliyor musunuz bir çocuk iki yaşına kadar ne öğrenebilir, ne öğretebiliriz ki! Böyle düşünmeyin sakın. Anne, baba, yakın çevre ve olan biten her şeyi sünger gibi çekiyor, fotoğraflarını çekerek slayt şeklinde depoluyor. Sonra da tüm bunları arşivden çıkararak olumlu ya da olumsuz anlamda kullanmaya başlıyor. Roller, modeller, kaygılar, korkular, sebep sonuç ilişkileri, hayaller, tutkular şekillenmeye başlıyor. Ve benliğini keşfeden çocuk artık o dürbünden hayata bakmaya başlıyor. Her şeyi kendi rengine boyamaya çalışıyor, hep kendinden bir şeyler katmaya çalışıyor. İletişim becerileri, ilişki yöntemleri, tarzlar, tavırlar, hayata karşı duruş netleşmeye başlıyor.

Kişisel marka olmak bunun neresinde diyebilirsiniz. Geçenlerde incelediğim bir sunumun konusu şöyle idi. “Arketiplerin kişisel markalaşmaya etkisi” Biliyoruz ki arketip denilen şey geçmişten gelen alışkanlıklar, bir çeşit genetik hafıza transferi olarak adlandırılan imgelerin ölene kadar “stereotype” şeklinde zihnimizde dönmesi. Tüm bunları ele aldığımızda kişisel markalaşmanın ilk adımı olan “kendini tanımak” maddesini daha iyi anlayabiliriz sanırım. Kişilik ve karakter özelliklerimiz, güçlü ve zayıf yanlarımız, davranış modellerimiz, doğuştan gelen ya da sonradan kazandığımız kabiliyetlerimiz.

İş hayatına başlayana kadar, okulu da içine alarak hayatımızın belki 25 yılı aslında özel hayat çerçevesinde geçiyor. Yani aile ve yakın çevre içerisinde. Kariyer yaşamını besleyen bu temel oluyor. Kişisel markalaşmayı daha çok iş yaşamında başarı olarak ele alsak dahi yine bu temel üzerine bir değer binası inşa ediliyor. Çocukluktan gelen bazı alışkanlıklar önümüzü tıkıyor. Kişisel marka lokomotifi diyerek ele aldığımız konulardan bazıları geleceği tasarlamak, sosyal duruş, iç disiplin ve sebat, istikrar gibi konular. Bu maddeleri vagon olarak ele alırsak bunları yönetmenin ne kadar güçlü bir irade gerektirdiği ortada. Anne babanın çocuğa verebildiği değerlilik ve yeterlilik duyguları ne ölçüde ise, ya da çocuk bunu nasıl algıladı ise o ölçüde insan kendini ortaya koyabiliyor, ifade edebiliyor, güzel sonuçlar alabiliyor.

Çocukluğundaki travmaların, kızgınlıkların, gerçekleşmeyen hayallerin öcünü almaya çalışan birçok insan tanıdım. Bu cümleye hemen hepimiz dahiliz aslında. Her insan çocukluğunu yaşar diye boşuna söylememişler. Çekirdek hükmünde olan çocukluk, dalları ve meyveleri ile hayatını dolduruyor. Bu dünyanın da öteki dünya için bir çekirdek anlamına geldiği bir gerçek.

Bu derginin adı “bir adam bir bebek” ama bir de “anne” var doğal olarak. Hem de yeri ve önemi hiçbir şekilde doldurulamayacak bir varlık “anne”. Aile içerisindeki her türlü iletişim ve ilişki tarzı çocuğun sosyal zekâsına yön veriyor. Kişisel marka yolunda ise en işe yarayan öğe “soysal” dünyada doğru konumlanabilmek. Doğuştan gelen kişilik özellikleri ve genetik kodları kabullenmek gerekiyor ama çocuğa ısrarla doğru model olmak onun geleceğini belirliyor. Yıllar sonra edinilen kalıpları değiştirmek çok zor, belki de mümkün değil. Baskı ve korkular altında sindirilen çocuklar değil kendini ve isteklerini rahatça ifade edebilen, iletişime açık, sosyal dünyadan beslenen ve onu besleyen, özgüveni olabildiğince sağlam çocuklar yetiştirmeyi hedeflemek gerekiyor. Bizim gibi olmalarını değil kendileri gibi olmalarını sağlamak gerekiyor. Onlara gerçekten zaman ayırmak, ilgi göstermek, sevgiyi transfer edebilmek çocuk için en değerli besin kaynağı.

Kişisel marka olmak uzun bir süreç gerektiriyor. Bu süreçte yol almak için ise iyi bir kondisyon gerekiyor. Bu performansı gösterebilmek de çocuklukta yapılan egzersizlerin çokluğuna bağlı. En güzel egzersiz ise hayatta nasıl bir duruş sergilememiz gerektiği ile ilgili olandır. Bu duruş da kişisel marka farklılığını ortaya koymak demek aslında. Bize nimet olarak verilen çocuklarımıza bir cevher gözüyle bakabilmek ve en güzel şeklini alabilmesi için onlara azami faydalı olabilmemiz dileği ile.

Saygılarımla.

Murat Esenli”

Son ayları sorunlu geçen hamileliğimiz, hamileliğin son 1,5 ayını hastanede geçirmemiz ve 34 haftalık 2240 gr olarak kucağımıza aldığımız küçük mucizemiz Nazlı’mız. Bu süreçte çok okudum bir çok konu araştırdım, baktım ki etrafta herşey annelere, babalara o kadar az şey varki. Ve biradambirbebek.com ‘u açmaya karar verdim. Bu bir blog, internet camiasındaki ilk ve tek bir baba tarafından açılmış blog değil ancak bir günlükten ziyade çok fazla doğru bilgi de içermesine çalıştığım bir blog. İstiyorum ki bu babalar için bir rehber olsun. Hislerimizi ve bilgilerimizi paylaşalım. Her şey anneler için etrafta, burası sadece babalar için. Dedik ya burası baba blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.