Röportaj

İsmail Hakkı Polat Röportajı

“Korsan Ruhlu Yeni Medya İnsanı” İsmail Hakkı Polat ve güzel kızı Banu ile yaptığımız röportaj

-Hocam diyorum yanlış anlaşılmasın baştan açıklayalım eski öğrencilerinizden olduğumuJ “ Korsan ruhlu Yeni Medya insanı” Hocam bu nereden çıktı önce?

2 yıl önce Friendfeed.com adlı sosyal medya sitesine kayıt olurken “Kendinizi bir kaç sözcükle tanıtın.” şeklinde bir kutu vardı. Bunu görünce o güne dek kendimle ilgili hiç bir tanım yapmadığımı farkettim ve ilk kez “ben nasıl biriyim?” sorusunun yanıtına kafa yordum. Yeni Medya, 2004 yılından beri hemen her yönüyle uğraştığım bir alan. Buna sosyal medyanın paylaşım kültürünü benimseyen insanlara takılan “korsan” yaftasını inadına savunan yanımı da ekleyince tanım doğal bir biçimde ortaya çıktıJ

-Sosyal medya ve klasik iş özgeçmişi olarak tanıyor herkes sizi aslında, biraz özele gireceğiz bugün. Önce evlilikten başlayalım. Nasıl tanıştınız Arzu hanım ile? Daha açık soralım yada büyük aşk nasıl başladı:)?

Eşim Arzu da, ben de aynı dönemlerde Siemens’te çalıştık. İşe başladığım ilk günlerde onu görür görmez dikkatimi çekti. Uzun zaman kim olduğunu öğrenmeye, ilgisini çekmeye ve tanışmaya çalıştım. Ancak çok mesafeli biri  olduğu ve aynı ortamlarda bulunmadığımız için bu arzum uzun zaman gerçekleşmedi! Gel zaman, git zaman bir ortak arkadaş sayesinde tanışabildim ve tanışmamızdan 2 sene sonra onu benimle evlenmeye ikna ettim;) O zamandan bugüne ailemize bir üyenin daha katılımıyla yolumuza devam ediyoruzJ

-Evlendikten ne kadar sonra doğdu Banu?

Banu, evlendikten 5 yıl sonra doğdu. Bunun başlıca nedenleri evliliğimizin ilk yıllarında geçirdiğimiz maddi sıkıntılar sonucu öncelikle kendi evimizi alma arzumuz ve o zamanlar kendimizi çocuk yetiştirme olayına hazır hissetmememiz. Banu doğduktan sonra ilk nedenin ne kadar makul, ikincisinin ise ne kadar boş olduğunu yaşayarak öğrendikJ

-Hamilelik ve doğum sürecini de anlatır mısın biraz? Neler yaşandı? Aklından çıkmayan unutamadığın anlar varmı o günlerden? Sokak sokak çilek, kış günü yeşil erik falan aradın mı? Benden eşim alaska-frigo istemişti bir gece, 3 yada 4. ayda idik galiba hamileliğin. “Ya nereden aklına geldi ne zaman yedin en son?” dedim “hiç yemedim.” demişti mesela:)

 

Bir kadın için 30lu yaşlarda çocuk sahibi olmak oldukça zorlu bir süreç. Özellikle çalışan kadınlara bunu bir kaç kez düşünmelerini öneririm. Çocuğumuz olacağını öğrendiğimizde eşimle bir karar aldık. Onun gelişimini bakıcı ya da dadılara bırakmaktansa annesinin doğrudan ilgisini sağlamak amacıyla Arzu hamileliğinin 4. ayında işinden ayrıldı. (Bunun ne kadar isabetli bir karar olduğunu bugün hala somut örnekleriyle görmekteyiz!) Hamilelik döneminin ilk aşamaları dikkatli ve özenli geçtiğinden hiç bir sorunla karşılaşmadık.  İlginçtir, aş erme durumu neredeyse hiç olmadı ya da Arzu bana hiç belli etmedi:)

Bu dönemle ilgili en önemli iki anımdan ilki, çocuğumuzun olacağını öğrendiğim gün oldu. Çünkü o gün benim doğum günümdü! Hem bir yaş daha yaşlanmanın hem de baba olacağımı öğrenmenin keyfini fazlasıyla yaşadım  o gün.

İkinci olay ise, Banu’nun doğumundan 1 hafta öncesinde bir gece Arzu’nun yere düşmesi ve bunun sonrasında Banu’nun annesinin karnında uzun süre hiç hareket etmeyişi ve sabaha kadar tedirgin bekleyişimiz. Sabah, önce onun hafif hafif hareketleri ve sonrasında doktorun “merak etmeyin, birşey olmaz!” sözleri, bizi adeta hayata yeniden döndürdü.

-Ne kadar yardımcı oldun eşine ilk zamanlar, bez değiştirdin mi, biberonla miniği besledin mi?

Arzu’nun işi bırakması ve benim de Turkcell’deki çok yoğun yöneticilik sorumluluklarım nedeniyle, Banu’nun doğumunu izleyen günlerde ilk zamanlar bir hayli sıkıntılı geçti. Her yeni anne-baba gibi, bir bebeğe nasıl davranılır bilemiyorduk ikimiz de. Özellikle benim dışa dönük ve risk almaktan korkmayan kişiliğim, söz konusu Banu olunca son derece hassas ve çekingen bir babalığa dönüştü. Bilemiyorum belki de yukarıda anlattığım Arzu’nun düşmesi sonucu yaşadığımız tramva kaynaklı bir şeydi bu. Evet, bez değiştirdim, biberonla da besledim Banu’yu ancak sürekli kızıma bir zarar veririm kaygısıyla onu kucağıma alırken bile tedirginlik yaşadım uzun bir süre. Sanırım anneliğin de verdiği ilahi bir güçle Arzu benden daha cesur davrandı ve onun hemen hemen her sorumluluğunu (yardımcı falan da istemeden) üstlendi.  Bu zor dönemi aşmamızda Arzu’nun büyük payı vardır. Onun hakkını hiç bir zaman ödeyemem!

-Genelde evde nasılsındır iş konusunda? Yemek, ortalığı toplama vs. Yada ”Aman sen dağıtma yeter “denenlerden misin?

Hayatımın üniversite ve ilk çalışma yıllarını tek başıma evde geçirmeme karşın, evli çiftlerin ev işlerini bölüşmesi konusunda maalesef çoğu zaman hakkaniyetli davranamıyorum. Evet, derli toplu olmaya dikkat ediyorum ve dağıttımı çoğu zaman topluyorum ancak yemek, masa toplama vs. konularında hiç yardımcı değilim. (Belki bu röpotaj sonrası buna daha dikkat ederim.) Bunun altında, oğullarını kuş sütünü eksik etmeden yetiştiren annelerin (kuşkusuz benimki de!) iyi niyetli “çabalarının” yattığını düşünüyorum.

-Banu’yu yetiştirme konusunda nasıl bir iş bölümü var aranızda Arzu hanım ile? Anaokulu, okul seçimi, ders çalışma, sosyal aktiviteler vs?

Banu’nun tüm ihtiyaçları konusunda (Banu da dahil) hep birlikte karar veririz. Okul ya da kurs seçimi gibi temel konularda karar önceliği Banu’nun. Onu dinleriz ve aklımıza yatarsa biz de bu kararına katılırız. Eğer karşıysak, bunu birlikte tartışıp onu ikna etmeye çalışırız. Onun bizi dinlediği zamanlar da olur, bizim onun kararını desteklemek “zorunda kaldığımız” zamanlar da;)

Bunun dışında disiplin gerektiren konuların sorumluluğu annede, eğlenceli işler sorumluluğu da babadadır. Bu yüzden sürpriz dağarcığım tükendi artıkJ

-Aslında burada Banu’ya da sormak lazım. Nasıl bir baba İsmail hocam, memnun musun:)?

Çok memnunum. Çok seviyorum babamı. Benim babam, teknoloji ile ilgili çok şey bilen, iPhone ile çok uğraşan, çok maç izleyen, her konuda çok hızlı hareket eden, çok iyi ve çok eğilenceli biridir.

-Neler yapıyorsunuz beraber? Evde ya da dışarıda?

Benimle oyun oynuyor. Bana kitap okuyor. Pazar günleri de dışarıya çıkıp geziyoruz. Ama benimle daha fazla oynamasını istiyorum.

-Bırak şu bilgisayarı benimle ilgilen biraz dediğin oluyor mu yoksa güzel bir denge var mı?

Karar veremiyorum. Babam bazen bilgisayarın önünden kalkmıyor, ama bazen de birlikte saatlerce oyun oynuyoruzJ

-İlk okulda tanışılıyor artık teknoloji ile ve dolayısıyla sosyal medya ile, benim ilk okula giden kuzenlerin facebook hesapları var. Senin olduğun bir evde durum nasıl?

Biz Banu’nun gelişminin ilk yıllarında onun fiziksel öğelerle gelişimini ön planda tutmaya çalıştık. Arkadaşlarla ve oyuncakla oyun, masal ve kendi başına vakit geçirme gibi odaklanma ve fiziksel çaba gerektiren konularında olabildiğince gelişim sağlamasına özen gösterdik. Bunun sonucunda Banu, ilk okula gidene kadar bilgisayarla çok kısıtlı tanışma zamanı buldu. Küçük çocukların beyin gelişimindeki riskleri düşünerek cep telefonundan da uzak tuttuk.  Bu yıldan itibaren Banu, ödevlerini yaptığı takdirde, bir ödül olarak bilgisayarda oyun oynayabiliyor ve Facebook hesabında arkadaşlarıyla sohbet edebiliyor. Okulda da bilgisayar derslerinde ofis uygulamaları öğreniyorlar. İçinde yaşadığım çağda anne-babalara önerim, çocuklarına bilgisayar ve internet konusundaa yasak getirmekten ziyade bunu bir ödüle bağlamaları ve çocuklarının içine girdikleri tüm ortamı tanımaya çalışmaları. Biraz daha ileriye giderek onlarla oynaları da çok yararlı. Böylece neyin zararlı neyin yararlı olduğuna ebeyn olarak daha iyi karar verebilir ve çocuğunuzu gerekirse zararlı olabilecek oyun ya da ortamlardan daha faydalı alternatiflere yöneltebilirsiniz. Bugünler kızımla iPad üzerinde el hareketleriyle seramik vazo yapılan bir oyun oynuyoruz. Bu oyundan sonra sanırım onunla birlikte bir seramik kursuna yazılacağız.

-Facebook,friendfeed ve twitter‘ı aktif olarak kullanıyorsun İnternette çok fazla insan ile iletişim içinde olmak (ki çoğu ile yüz yüze tanışmıyorsun) nasıl bir duygu? Fayda yada zararları neler.

Sanal ya da fiziksel, içinde bulunduğunuz her ortamda kendi insiyatif ve iradenizle hareket edebildiğiniz sürece her şey yararlı. Ancak bu bir bağımlılığa doğru gidiyorsa işte zarar riski o noktada başlıyor. Facebook, Twitter ya da Friendfeed bu ortamlarda (aynen sokaklarda, caddelerde, kent ve köylerde olduğu gibi) her türden insan var. Ancak sosyal medya, onu kullanan insanları görmeseniz de yazdıklarından, yaklaşımlarından ya da çevrenizdekiler sorarak hatta arayarak öğrenebilme olanaklarını da sunan bir ortam. Tabii yanılsamaya müsait bir ortam içinde bulunduğunuzu ve buradaki kimlikleri/kişilikleri işte böyle bir “sanal gerçeklik” kavramı içinde değerlendirmek gerektiğini de gözönünde tutarak oradaki ilişkiler de belli bir mesafeyi hep korumak gerektiği kanısındayım. Benim özellikle FriendFeed’den çok sayıda tanıştığım insan var. Hemen hepsiyle çok iyi ilişkiler kurduk ve devam ediyoruz. Sosyal medya ilişkileri, sanal ortamdan fiziksel ortama geçildiğinde çok daha keyifli oluyor ancak bu geçiş öncesinde karşınızdaki kimlikleri çok iyi analiz etmeniz gerektiğini ve belli bir risk payının her zaman göz önünde tutulmasını öneririm.

-Tüm ailen ile mutlu zamanlar geçirmen dileği ile hocam, teşekkürler.

Son ayları sorunlu geçen hamileliğimiz, hamileliğin son 1,5 ayını hastanede geçirmemiz ve 34 haftalık 2240 gr olarak kucağımıza aldığımız küçük mucizemiz Nazlı’mız. Bu süreçte çok okudum bir çok konu araştırdım, baktım ki etrafta herşey annelere, babalara o kadar az şey varki. Ve biradambirbebek.com ‘u açmaya karar verdim. Bu bir blog, internet camiasındaki ilk ve tek bir baba tarafından açılmış blog değil ancak bir günlükten ziyade çok fazla doğru bilgi de içermesine çalıştığım bir blog. İstiyorum ki bu babalar için bir rehber olsun. Hislerimizi ve bilgilerimizi paylaşalım. Her şey anneler için etrafta, burası sadece babalar için. Dedik ya burası baba blog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.