gülümse

Mutluluğun reçetesi

Günümüz dünyasında   insanoğlunun tatminkar bir yaşam sürmesi, hayata dair seçimlerinden ve bunların sonuçlarından hoşnut olması, sahip oldukları ve olamadıkları ile ilgili iç huzura ulaşması ne kadar zor! Gün geçmiyor ki yeni bir mutluluk reçetesi ortaya çıkmasın. “Mutlu olmanın en etkili 10 Yolu”   “Mutluluk Kuşun Kanadında” “Mutlu Çocuk Yetiştirme Sanatı” türünde kitaplar insanların mutluluk özlemleri ölçüsünde çok satılıyor. Mutluluğun reçetesi.

Mutluluk gerçekten on maddelik listelerde mi? Yoksa sayfalar dolusu vaatler içeren “çok satan” kitaplarda mı?

Hepimiz yaşarken farkında olmadığımız ancak üstünden belli bir zaman geçtikten sonra varlığını fark edebildiğimiz mutlu anılarımızı anlatırız. Çocukluğumuz, öğrencilik yıllarımız eğer emekli olduysak iş hayatımız ne kadar da güzel ve mutlu anılarla doludur. Halbuki o günleri yaşarken bize hiç de keyifli güzel ,sonradan anlatılası gelmemişti o zamanlar!

Acaba yaşarken anlaşılmayıp daha sonra fark edilen bir şey midir bu mutluluk? Neden mutlu zamanlar genellikle hep geçmiştedir?

AN’I YAŞAMAK…

Her hangi bir anı yaşarken farkındalığımızın o ana değil geçmiş veya geleceğe dönük olması yaşananlara dönük farkındalığımızı etkiliyor olabilir. Günlük hayatımızda karşılaştığımız sıradışı bir durumu; genellikle ya geçmiş yaşantılarımız üzerinden ya da gelecekte olası sonuçlarından yola çıkarak deneyimleme eğilimindeyizdir. Geçmiş veya geleceğe odaklanmak ise şimdiyi yaşamaya engel olur. Aslında dikkatimizi o ana ve yaşanan olaya, yargılamadan ve kabullenici bir bakışla verebilmek hem sorunların çözümünü kolaylaştırmak hem de yaşananların yarattığı mutluluk ve hazzı tam anlamıyla hissedebilmek için doğru bir yöntem olabilir. Bu konuda Mindfulness (Bilinçli Farkındalık) olarak tanımlanan ve kökeni Budizm, Sufizm gibi evrensel felsefelere dayanan dikkati an’a odaklamaya yönelik bir bakış açısı, insanın yaşadıklarını zaman geçmeden doğru anlamlandırabilmesi, hayatın tadını anı yaşarken çıkarabilmesi için gerçekten yararlı olabilir. Tabii bunu internet ortamında dolaşan kıymeti kendinden menkul, klişe söylemlerle karıştırmamak kaydıyla!

Buna göre genellikle şimdiki an farkındalığımız düşük olduğunda, yerleşik korkularımız , güvensizliklerimiz olumsuz geçmiş deneyimlerimiz tarafından yönlendirilir ve otomatikleşmiş davranışlarımızdan dolayı sorun repertuarımıza bir yenisini daha ekleriz. Ya sorunu olduğundan daha büyük görür çözümsüzlük  yaşar ya da sorunun kaynağını dışarda arayarak “hep bizim başımıza geliyormuş” duygusuyla bahtsızlığımıza hayıflanırız.

Yaşanmamış geleceğe odaklanmak ise olan bitenden çok bunların uzun vadede yaratacağı “felaket senaryoları” nı düşünüp, abartılı ve yararsız tepkiler vermemize yol açar ki bunun da beraberinde yoğun bir mutsuzluk getirmesi hiç de şaşırtıcı olmasa gerek!

Peki ne yapalım da yaşadıklarımızın tadına daha çok varalım veya sonradan önemsiz bulacağımız şeyler için kendimizi daha az üzüp hırpalayalım. Kuşkusuz bunun tek bir reçetesi , sihirli formülü yok! Aslında hayatımızdaki sevinç, huzur ve keyif dolu an’ların farkına varıp, tadını çıkararak yaşamak, mutluluğu   elimizden kaçırdığımız bir uçan balon gibi değil de, yaşamımızın doğal bir parçası gibi görebilmenin reçetesi   kendimizde ve kendi düşünce, algı, duyumsama şeklimizde yapacağımız küçük değişikliklerde.

mutluluğun reçetesi
mutluluğun reçetesi

Mutluluğun reçetesi

İşte size  hayata ve getirdiklerine bakış açınızı değiştirebilecek ,uyguladığınızda fark yaratabilecek küçük öneriler:

  • Yaşadığınız An’a odaklanın: Her şeyin son hızda yaşandığı, tüketildiği günümüzde gördüğünüz , işittiğiniz, tattığınız ,hissettiğiniz  şeyleri daha yavaş daha sindirerek duyumsamaya çalışın. O An’ın ,durumun sizde yarattığı etkiyi fark etmeye çalışın mesela güzel bir yemeği bir çırpıda mideye indirmek yerine her bir lokmanın damağınızda bıraktığı lezzet izlerini, yürüyüş yaparken, araba kullanırken doğadaki renk ve yaşam ahengini fark edebilmek gibi.
  • Etiketlerinizden kurtulun: Yaşadıklarımız için hepimizin “iyi” “kötü” “güzel” “çirkin” gibi etiket ve yargıları mevcuttur. Bunlar tepkilerimizi otomatikleştirir, farkındalığımızı bloke eder. Böylece bir çok güzel şeyin farkına zaman geçince varırız. Etiketlerinizin farkına varıp kurtulmak yaşam kalitenizi arttırır. Alışkanlıklardan arınıp dünyaya yeni bir gözle bakmayı deneyin!
  • Kabul edin: Kabul; hayatın iniş ve çıkışlardan oluşan, iyisi ve kötüsü ile bizi biz yapan bir deneyimler bütünü olduğunu anlayıp, içimize sindirebilmektir. Kabul hem hoşa giden hem de gitmeyen deneyimlere karşı açık olmamızı, kazanmayı –kaybetmeyi benimsememizi, hatalar karşısında kendimize ve diğer kişilere karşı anlayışlı olmamızı sağ
  • Kendinizi sevin ve güvenin: Olduğunuzdan başka biri gibi davranmaya çalışmak üstünüze uymayan bir elbiseyi giymek gibidir. Hareketleriniz, yürüyüşünüz değişir, nasıl göründüğünüzü düşünür rahatsız olursunuz. Kendiniz olmak, olmadığınız bir şeye dönüşmeye uğraşmamak ve duygularınıza güvenmek hayatınızda önemli bir duygusal konfor alanı yaratır.
  • Yaptıklarınız ve yaşadıklarınızla, insanlık deneyimlerinin   bir parçası olduğunuzu hatırlayın: Yetersizlik veya başarısızlıklarımız, acılarımız ve şanssızlıklarımız sadece bize özgü değildir. Bizim yaşadıklarımızı dünya üzerinde pek çok insan yaşar. İnsan olmak belki de böylesi   pek çok ortak paydamızın olmasıdır. Yani başarısızlık, yetersizlik, acı çekme, komik duruma düşme, şanssızlık … vb durumlar insanlık halidir ve tam da bu sebeple kendinize ve başkalarına karşı daha anlayışlı olmanızı gerektirir. Başkaları kadar kendinizin de şefkate ihtiyacı olduğunu göz ardı etmeyin.

Psikolog İlknur Karabel