donut
Genel

ŞEKERİN PEK DE TATLI OLMAYAN HİKAYESİ (2)

Glikoz ve fruktoz…İkisi de karbonhidratlar, yani ‘şeker’ grubunda yer almaktadırlar. Aralarındaki fark ise bizim metabolizmamızda bulundukları bölgelerdir. “Glikoz vücudumuzdaki tüm hücreler tarafından metabolize olup kullanılırken, fruktoz sadece ve sadece karaciğerimiz tarafından işlenir. Yani eğer çok fazla kolayca sindirilebilecek grubunda olan fruktoz şekerinden tüketirsek (meşrubatlar, şekerlemeler, alkol…) karaciğerimiz bu fruktozu yıkar ve onun yerine trigliserid adı verilen yağları üretir. Bu üretilen yağların bir kısmı karaciğerde kalır. Karaciğerimizin uzun süre bu yağlara maruz kalması karaciğer yağlanmasına ve karaciğerin işlevini yitirmesine sebep olur. Üretilen trigliseritlerin diğer kısmı da kana karışır. Bu da zamanla, kan basıncının artmasına, dokuların insüline daha dirençli hale gelmesine yol açar. İnsülin direncinin oluşması, pankreasımızın devreye sokar ve daha fazla insülin üretir bu direnci kırmak ve dengesizliği ortadan kaldırmak için. İşte bu metabolik sendrom, özellikle bel çevresinin genişlemesiyle başlayan obeziteyle karakterize edilir. Yüksek kan basıncı ve diğer metabolik değişimler eğer önlem alınmamaya devam edilirse yüksek riks taşıyan kalp krizlerine, tip 2 diyabete dönüşebilir”.

 

Bir diğer tabirle biz her ne kadar şeker tükettiğimizde, günlük ihtiyacımız olan enerjiyi metabolizmamıza verdiğimizi düşünsek de, durum düşündüğümüz gibi değil. Gerçekçi olmak gerekirse, şeker bize kalori sağlıyor , doğru, ancak bizim beslenmemize yarar sağlayacak cinsten kalori değil. Yani boş kaloriden başka hiç bir şey değil de demek doğru olmaz, çünkü bunun yanında toksik. Kaliforniya Üniversitesi’nden endokrinolojist Robert Lustig şekerin toksik olmasından dolayı şöyle bir ifade kullanıyor: “Şeker başlı başına yüksek dozlarda kullanıldığında zehirdir”.

 

Şeker, zehir olarak kabul edilebilecek kadar zararlıysa neden onu tüketmek için can atıyoruz, neden karşı koyamıyoruz ? En kısa cevabı şu : “Kanımıza giren şeker, kokain ve eroinin etki ettiği gibi beynimizdeki bazı zevk merkezlerini uyarmakta. Aslında tüm lezzetli yemekler aynı şeyi yapmakta – bu yüzden ‘lezzetli’ler! – ama şekerin etkisi kadar keskin değil. Diğer bir tabirle ifade etmek gerekirse şekerin bağımlılık yaratan ilaçlardan hiç bir farkı yoktur”.

 

Neden şişmanlıyoruz, neden her geçen gün obez ve şişman birey sayısı artış gösteriyor? Bu soruya bilim adamlarının araştırmaları doğrultusunda getirdiği açıklama oldukça mantıklı. Çok fazla yiyoruz ancak çok az hareket ediyoruz. Yani aldığımız kalori ile yaktığımız arasında belirgin bir fark var. Ancak çok yiyip az egzersiz yapmamızın sebebi aslında sahip olduğumuz yavaş, hareketsizliğe odaklı yaşam tarzımız değil, bağımlı olduğumuz şeker. Yani aslında şeker sadece kilo almamıza sebep olmuyor, aynı zamanda enerjimizi de bizden çalıyor ve akşam işten eve döndüğümüzde televizyonumuzun karşısındaki koltuktan kalkamaz hale gelmemize sebep oluyor. Televizyon izliyor olmamızın sebebi, televizyonda çok iyi, çok eğlendiricİ, çok faydalı programlar izlediğimizden dolayı mı? Hayır ! Bunun sebebi, gün içinde tüketmiş olduğumuz şekerin sahip olduğumuz enerjimizi çalmasından dolayı hareket edecek, egzersiz yapacak enerjimizin olmaması.

 

Evet, aslında çözüm çok kolay. Bu kadar fazla şeker tüketmeyi durduracağız. Şeker tüketimini kesen pek çok kişi, maruz kaldığı, yaşam standardını olumsuz yönde etkileyen zararlı etkilerden kurtuldu. Bir örneği de işte bizzat karşımda duran arkadaşım Ela’ydı. Ben, bu farkı deneyimlemiş bir arkadaşımın hikayesinden yola çıkarak, hayatımızın fazlasıyla merkezinde bulunan ‘şeker’ ‘in, neden bu kadar merkezinde; ne zaman, nasıl başladı, olaylar nasıl gelişti de bu kadar karşı konulamaz hale gelecek kadar içimize girmeyi başarmış olduğunu araştırıp, anlatabilmeye çalıştım. Eminim aramızda şekerin aldatmacasına kanmış olan pek çok kişi var, ben de bu aldatmacanın kurbanlarından biriydim, çünkü öğretilen buydu bize. İşte yazımın başında bahsettiğim çok sevgili Ela arkadaşımın dediği gibi “zararın neresinden dönersem kardır” dememizden başka bir çıkış yolumuz yok. Zamanı geri alabilmek mümkün değil hoş J.  En azından artık gerçeği biliyor, vücudumuzun düşmanını tanıyoruz. O zaman hiç şüphem yok ki, bunu yenmek ve üstesinden gelmek çok daha kolay olacaktır. Olur da gene farklı insanların bizzat şeker bağımlılığı olup, bundan kurtulduktan sonra düşüncelerini, hissettiklerini, nasıl bir yaşam kalitesi olduğunu paylaşanların hikayelerini okumak ve incelemek isterseniz internetten pek çoğuna ulaşabilirsiniz.

Şekersiz, bol enerji dolu bir ay geçirmeniz dileğiyle…

Melis Durası

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.